Aksa İntifadası Ariel Şaron'un Eseridir

Özellikle 2001 yılı Nisan ayı ortasında şiddetlenen ve Ortadoğu'yu tekrar kan gölüne çeviren olayların kaynağını anlayabilmek için Aksa İntifadası'nın gelişimini hatırlamak gerekir. Bu olayların merkezinde yer alan kişi, bu kitap yazıldığı dönemde İsrail'in Başbakanı olan Ariel Şaron'dur. Ariel Şaron Müslümanların çok yakından tanıdıkları şiddet yanlısı bir politikacıdır. Tüm dünya onu Filistin halkına yönelik gerçekleştirdiği katliamlarla, provokatif eylemleriyle ve şiddet dolu sözleriyle tanıdı. Bu katliamların en büyüğü ise, bundan 20 yıl önce, Savunma Bakanlığı yaptığı dönemde, Lübnan'ın İsrail tarafından işgali sırasında Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında gerçekleşen vahşi katliamdı. Burada yaklaşık 3.000 kişi hayatını kaybetmiş, savunmasız halka çok ağır işkenceler uygulanmış, büyük bir bölümü yakılarak öldürülmüştü. Cesetlerin büyük bir bölümünün kimliği ise tespit edilemeyecek haldeydi. Bu katliam sırasında karşımıza çıkan ikinci isim ise, o dönemde İsrail birliklerinin başında bulunan, Aksa İntifadası başladığı dönemde ise Başbakan olan Ehud Barak'tır.


Sabra ve Şatilla katliamı, Ariel Şaron'un direktifleriyle gerçekleştirilen katliamların ne ilki, ne de sonuncusuydu. Şaron yıllardır hiç değişmedi ve başbakan olur olmaz cinayetlerine kaldığı yerden devam etti.


İkinci İntifada'nın başlama nedeni Ariel Şaron'un provokatif Mescid-i Aksa ziyaretiydi.

Müslüman dünyası ne bu katliamı ne de İsrail ordusunun yarım asırdan fazla bir süredir devam eden katliamlarını asla unutmadı. Bu nedenle de Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa'ya yaptığı provokatif ziyaret başka bir politikacının yaptığı ziyaretten çok daha fazla önem taşıyordu. Çünkü Ariel Şaron ve partisi Likud'un programı işgal altındaki topraklardan çekilmemeyi, Yahudi yerleşim merkezlerini daha da genişletmeyi, Kudüs konusunu tartışmaya dahi açmamayı, çok sert ve tavizsiz bir dış politika izlemeyi öngörüyordu. Bugün tüm dünyanın hemfikir olduğu bir gerçek vardır: Şaron şiddetten yanadır ve eline geçen her fırsatta şiddeti teşvik eder, şiddeti bizzat uygular.



Şaron'un ziyaretinden sonra Filistin toprakları büyük bir kaos ve kargaşaya sürüklendi.

Son zamanlarda şiddeti sürekli artan olaylar Ariel Şaron'un Müslümanlar için Kutsal sayılan Mescid-i Aksa'ya, 1.200 kadar polisin çemberinde girmesiyle başladı. Şaron'un, normalde Yahudilerin girmesine izin verilmeyen bu kutsal mekanlara girişinin, provokatif bir eylem olduğu İsrailli yöneticiler ve İsrail halkı dahil olmak üzere tüm dünya tarafından kabul edilmektedir. Şaron bu ziyaretiyle Filistin'de gergin olan ortamı daha da gerip, çatışmaları tekrar başlatmayı hedefledi ve bunu da başardı. Çünkü ziyaretin yeri olduğu kadar zamanlaması da çok önemliydi. Bir gün önce Başbakan Ehud Barak Kudüs'ün ikiye bölünebileceğini, Filistinlilerle uzlaşmaya varmanın mümkün olduğunu açıklamıştı. İşte bu açıklama Filistinlilere yönelik tavizleri şiddetle eleştiren ve Kudüs konusunu tartışmaya dahi açmayı kabul etmeyen Şaron'un sebeb-i ziyaretini de ortaya çıkarıyordu.

Asıl Hedef Mescid-i Aksa'nın Yıkılması

İsraillilerin Mescid-i Aksa'ya ve Kudüs topraklarına verdikleri önemi anlayabilmek için, daha önce de değindiğimiz gibi bu bölgenin Siyonistler açısından taşıdığı önem hakkında detaylı bilgi sahibi olmak gerekir. Kitabın başında da değindiğimiz gibi radikal Yahudilerin inancına göre Siyonizmle başlayan süreç Mesih'in gelişi ile devam edecektir. Ancak bu hedefe varılabilmesi için radikal Yahudilerce Mesih'in gelişinden önce yerine getirilmesi gereken üç önemli görev vardır. Bu şartlardan birincisi Kutsal Topraklar'daki Yahudi nüfusunun artırılması ve bağımsız bir İsrail Devleti'nin kurulmasıdır. Kutsal Topraklara Yahudi göçü Siyonist hareketin önderleri tarafından bu yüzyılın başından beri sistemli olarak gerçekleştirilmektedir. İsrail Devleti ise 1948'de kuruldu. İkinci şart, yani Kudüs'ün ele geçirilmesi, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nda yerine getirildi ve 1980'de Kudüs "İsrail'in ebedi başkenti" ilan edildi. Geriye tek kalan şart ise Tapınak'ın yeniden inşa edilmesiydi. 19 yüzyıldır yıkık olan ve sadece tek duvarı (Ağlama Duvarı) ayakta kalan Süleyman Tapınağı…

Ancak Eski Tapınak'ın bulunduğu alan üzerinde bugün iki İslam mabedi durmaktadır: Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra. Radikal Yahudilerin Tapınak'ı yeniden inşa edebilmeleri için bu iki mabedin de yıkılması gerekmektedir. Bunun önündeki en büyük engel ise Filistinliler başta olmak üzere, tüm dünya Müslümanlarıdır. Onlar var oldukları sürece, İsraillilerin bu iki mescidi yıkmaları mümkün değildir. İşte son dönemde Filistin sokaklarını kana bulayan çatışmaların gerçek nedeni de Yahudilerin bu planında gizlidir. Siyonistler, Kudüs'e ve Süleyman Tapınağı'nı inşa etmeyi düşündükleri alana o kadar önem vermektedirler ki, Süleyman Tapınağı'nın yıkıldığı günden bu yana tuttukları orucu, 1967 yılında bu topraklar ele geçirildikten sonra bırakmışlardır.

Ancak Kudüs, kitabın ilk bölümünde de vurguladığımız gibi Yahudiler için olduğu kadar Müslüman ve Hıristiyanlar için de çok büyük bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla Siyonistlerin isteğinin gerçekleşmesi, yani üç din için de kutsal olan bu şehrin tamamen Yahudileştirilmesi mümkün değildir. Kudüs için gerekli olan çözüm, kitabın ilk bölümlerinde incelediğimiz gibi, her üç İlahi dinin mensuplarının da barış ve huzur içinde birarada yaşayabilecekleri bir formüldür. Bunu tarihte sadece Müslüman yönetimler başarmıştır ve bundan sonra da yine onlar başarabilecektir. İsrail ise, Müslümanları -ve hatta Hıristiyanları- yok saymaya niyetlenen tavrıyla, Kudüs ve çevresine sadece terör ve baskı getirebilir.


Siyonistlerin en büyük hayali Mescid-i Aksa'yı yıkıp, sadece tek bir duvarı sağlam kalan Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşa etmektir.
Aşağıda Hz. Süleyman'ın sarayının temsili resmi görülmektedir.

Nitekim İsrail ve Filistin tarafları arasında yapılan tüm görüşmeler Kudüs üzerinde kilitlenmektedir. İsrail Devleti'nin kurulduğu 1948 yılından günümüze kadar Kudüs konusunda birçok farklı çözüm ortaya sunulmuştur. Kudüs'ün hiç kimseye ait olmayan bölge ilan edilmesi, İsrail-Ürdün ortak egemenliği altında olması, tüm dinlerin temsilcilerinden oluşan bir meclis tarafından yönetilmesi, yüzey hakkının Filistin'de, ancak yeraltı ve gökyüzü haklarının İsrail'de olması ve daha bunun gibi pek çok teklif sürekli dile getirilmiş ama İsrail hiçbirini kabul etmeyerek, Kudüs'ü önce işgal ardından ilhak etmiş ve kendisine ait "ebedi başkent" ilan etmiştir. Oysa İsrail yıllardır izlediği şiddet politikalarından vazgeçmediği, işgal ettiği bölgelerden çekilmediği ve uzlaşmaya yanaşmadığı sürece ne Kudüs anlaşmazlığının ne de diğer sorunların çözülmesi mümkün değildir.


Asırlar süren Osmanlı hakimiyeti sırasında üç büyük dinin mensupları Filistin topraklarında huzur ve barış içinde yaşadılar. Bugün de aynı huzuru yakalamak mümkün.

Mescid-i Aksa'ya Bugüne Kadar Yapılan Saldırılar

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mescid-i Aksa'nın üzerinde bulunduğu topraklar Yahudi inanışlarına göre özel bir yere ve öneme sahiptir. Bu nedenle Siyonistler hep saf bir Kudüs'ü istemişler, Kudüs'ün Müslüman ve Hıristiyan unsurlardan arındırılması için çalışmışlardır. Pek çok fanatik Yahudiye göre Mescid-i Aksa bir an önce yok edilmelidir. Mescid-i Aksa'nın yıkılması konusunda hemen tüm Siyonistler hemfikirken, bazıları bunu politik nedenlerle, bazıları da dini inançları nedeniyle istediklerini dile getirmektedirler. Hangi nedenle olursa olsun, ortada açık bir gerçek vardır: Siyonistler geleceğe yönelik planları açısından Mescid-i Aksa'nın varlığını büyük bir engel olarak görmektedirler.

Bu nedenledir ki, Siyonistler, bir takım radikal gruplar aracılığıyla yakın geçmişte Mescid-i Aksa'yı yıkmaya yönelik çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Hatta bazı gruplar kendilerini sadece bu işe adamışlardır. 1967'den bugüne kadar bu gruplar 100'den fazla defa Mescid'e saldırıda bulunmuşlar ve saldırıları esnasında ibadet haline olan pek çok Müslümanı katletmişlerdir.


Radikal Yahudilerin düzenledikleri bu saldırılar hem can hem de mal kaybına neden olmuştur. Aşağıda Siyonistlerin, 1967 yılında Mescid-i Aksa'yı kısmen yakmalarının ardından yapılan onarım çalışması görülmektedir.

Bu saldırılardan ilki 1967'nin Ağustos ayında "Armed Forces" örgütünün lideri haham Shlomo Goren tarafından gerçekleştirildi.


Mescid-i Aksa yakınındaki tünel.
Daha sonra İsrail'in Baş Hahamlığını da yapacak olan Goren, denetimi altındaki 50 silahlı kişi ile birlikte Müslümanlar için kutsal olan topraklara girmişti. 21 Ağustos 1969'da ise, Siyonistler doğrudan Mescid-i Aksa'ya ateş açtılar. Bu saldırı sonucunda ahşap ve fildişi mimber parçalandı. BM ise, Müslümanların ibadet alanlarını doğrudan tahrip etmeye yönelik bu girişimi sadece kınamakla yetindi.

3 Mart 1971'de bu defa radikal lider Gershon Solomon'un taraftarları Harem el-Şerif'e yöneldiler. Filistin güvenlik görevlileri ile giriştikleri silahlı mücadele sonunda geri çekildiler. Ancak Solomon ve taraftarları bu yenilgiden yılmamışlardı, bu olaydan tam üç yıl sonra tekrar saldırıya kalkıştılar. Çıkan çatışma İsrail birlikleri tarafından oldukça kaba yöntemlerle bastırıldı. 1980'de bu defa ünlü terörist grup Gush Emunim'in yaklaşık 300 kadar üyesi ağır silahlar yüklenip Mescid'e saldırdılar. Bundan iki yıl sonra 1982'de ise, Amerikan pasaportu da bulunan bir İsrail vatandaşı, elindeki M-16 ile Mescid'e yöneldi ve namaz kılan Müslümanların üzerine ateş açtı. İki Filistinlinin öldüğü pek
çoğunun da yaralandığı bu olayda, hiç kimse bu kişinin elindeki M-16 ile nasıl olup da Mescid'in etrafında güvenli 'barikat' oluşturan İsrail askerlerini geçmeyi başardığını sormadı. Olaydan sonra yargılanıp, kısa bir süre tutuklu kalan saldırgan serbest kaldığında, büyük bir gururla "görevini yerine getirdiğini" söylüyordu. Yine aynı yıl ünlü terörist lider Meir Kahane'nin talebelerinden birisi dinamitlerle Mescid'e saldırdı.

YENİ ŞAFAK, 10.6.01

MİLLİ GAZETE, 15.5.01

AKTÜEL, 3.9.96

Mescid-i Aksa'nın üzerinde bulunduğu topraklar Siyonist ideolojiye göre özel bir yere ve öneme sahiptir. Pek çok fanatik Yahudiye göre Mescid-i Aksa bir an önce yok edilmelidir. Mescid-i Aksa'nın temelinde yapılan kazıların amacı da doğal gözüken bir çöküş sağlamaktır.

Mescid-i Aksa'ya olan saldırılar bununla da bitmiyordu. 10 Mart 1983'de Gush Emunim üyeleri Harem-i Şerif'in duvarlarına tırmanarak, yanlarında getirdikleri patlayıcıları kullanmak istediler. Saldırıyı gerçekleştirenler gözaltına alındıktan birkaç ay sonra serbest bırakıldılar. Bu olaydan kısa bir süre sonra radikal Yahudi teröristler düzinelerce el bombası ve dinamit ve 12 havan topu da dahil olmak üzere pek çok patlatıcı ile donanmış olarak saldırıda bulundular, amaçları Mescid'i havaya uçurmaktı. 1996 yılında ise Siyonistlerin Mescid-i Aksa'ya yönelik yeni bir planı gün yüzüne çıktı. Silahlı saldırılarla amaçlarına ulaşamayan Siyonistler, bu defa Mescid'i temelinden yıkabilmek için, 'tarihi araştırmaları' bahane gösterip Mescid'in altında büyük bir tünel kazmaya başladılar.

MESCİD-İ AKSA ÖNÜNDE İSRAİL BARİKATI
SABAH, 21.10.01


Filistin topraklarında yaşanan çatışmaların merkezinde Mescid-i Aksa yer alır. İsrail güvenlik güçlerinin yoğunlaştığı bu bölge her gün yeni çatışmalara sahne olmaktadır.

Burada arka arkaya sıraladığımız olaylar, Siyonistlerin Mescid-i Aksa üzerindeki hedeflerini gösterebilmek için verilen birkaç örnektir. Tüm bu saldırıları yaşayan ve yeryüzündeki tüm Müslümanlar adına Mescid-i Aksa'nın ve Kudüs'ü korumanın sorumluluğunu üstlenmiş olan Filistin halkının, Ariel Şaron'un boy gösterisi yapmak amacıyla gerçekleştirdiği ziyarete gösterdikleri tepki bu nedenle son derece önemlidir. 1.200 askerin eşliğinde Müslümanların kutsal topraklarına giren Şaron'un başlattığı çatışmalar bugün halen tüm hızıyla devam etmektedir. Rakamlar Şaron'un öncülüğünde başlayan ve bugün onun liderliğinde yürütülen şiddetin hangi boyutlara vardığını tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir...


Rakamlarla Aksa İntifadası

Aksa İntifadası sırasında ilk günden beri, İsrail askerleri helikopterlerden ateş açmış, Filistinli çocuklara tanklar ve gelişmiş silahlarla karşılık vermiştir. Bu olaylar esnasında 1000'den fazla sivil hayatını kaybetmiş, 20 bine yakın kişi de yaralanmıştır. (İntifada halen devam ettiği için bu rakamlar değişiklik göstermektedir). Filistinlilerin evleri ve bahçeleri İsrail buldozerleri tarafından yıkılmış, Filistin ekonomisi büyük zarara uğramış, Filistin halkı %50 fakirleşmiştir. Öte yandan taş bloklarla, açılan yeni yerleşim alanları ve yerleşim alanları için inşa edilen otoyollarla Filistinliler büyük bir kuşatma altına alınmıştır.

BU ÖFKENİN SEBEBİ NE?



Siyonist düşünceyle eğitilen İsrail askerleri merhametten, sevgiden, şefkatten, hoşgörüden uzak, acımasız bireyler haline gelmişlerdir. Bu nedenle de İsrail askerlerinin yüzünde masum insanları öldürürken dahi alaycı, soğuk ve şiddetten zevk alan bir ifade görmek mümkündür.

Filistin'de yaşanan tüm bu insanlık dışı manzaralara karşı dönemin Başbakanı Ehud Barak'ın verdiği cevap ise İsrail Devleti'nin anlayışını yansıtması bakımından oldukça dikkat çekicidir:

Bana Gazze'de, Batı Şeria'da ve diğer mıntıkalardaki çatışmaların nasıl dineceğini sormayın. Filistinli kalabalıklara karşı her türlü aracı kullanmak meşrudur. Kaç Filistinlinin öldüğü beni alakadar etmez. Benim için önemli olan halkımın emniyetidir.94

İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse,
sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.
(Fussilet Suresi, 34)

İsrail ordusunun generallerinden Eytan'ın verdiği cevap ise çok daha çarpıcıdır:

Yaptığımız hiçbir şeye pişman değiliz. Biz halkımızın ve askerlerimizin emniyeti için her şeyi kullanmaya hazırız. Filistinli göstericilere karşı askerlere silah kullanma emri verilmiştir. Özellikle göğüs ve başlara vurularak halkın kalbine korku verilmelidir.95

Eylül 2000 - Mart 2002 Tarihleri Arasında

Hayatlarını kaybedenlerin yaş dağılımı
Sayı
%
15 yaşından küçükler
151
11.7
16-18 yaş
138
10.7
19-29 yaş
656
51.0
30-39 yaş
171
13.4
40-49 yaş
68
5.3
50 üstü
73
5.7
Vurulma noktaları
Sayı
%
Baş ve boyun
(Arkadan vurulan 10 kişi dahil)
330
25.7
Göğüs
(Arkadan vurulan 24 kişi)
240
18.6
Karın
62
4.8
Genel tüm vücut
499
38.8
Kol
8
7.2
Bu rakamlar Eylül 2000- Mart 2002 tarihi arasındaki dönemi kapsamaktadır. Kızıl Haç, BM gibi örgütlerin bölgede çalışma yapan birimlerinin verilerinden elde edilerek Filistin HDIP Enstitüsü tarafından hazırlanmıştır (www.hdip.org)

Bir başka önemli açıklama da Ariel Şaron başkanlığında kurulan Ulusal Birlik Koalisyonu'nun ortaklarından aşırı dinci Şas Partisi'nin 'akıl hocalarından' olduğu belirtilen haham Ovadia Yosef'ten gelmiştir. Yosef "Araplara acımamak ve üstlerine füze yağdırmak, bu kötü adamları, bu uğursuzları yok etmek gerekir" demektedir. 96

Rakamlar İsrail askerlerinin bu emri eksiksiz yerine getirdiğini göstermektedir. Filistin Sağlık Örgütü'nün hazırladığı rapora göre Aksa İntifadası'nda hayatını kaybeden 1000'den fazla kişinin %23'ü 18S yaşından küçüktür. Ancak asıl önemli olan ölenlerin %84'ünün gösterilere veya çatışmalara katılmamış kişiler oluşudur. Batı Şeria'da yaralananların %33'ü gerçek kurşunlarla yaralanmıştır ve bunların da %65'i vücudunun üst kısmından yaralanmıştır. Gazze Şeridi'nde yaralananların ise %37'si gerçek kurşunlardan yaralanmış ve bunların da %60'ı vücudunun üst kısmından yani göğsünden vurulmuştur. Yaralıların toplam sayısı 20 bine yaklaşmıştır. 2.000 kişide ise kalıcı sakatlıklar meydana gelmiştir. Bunun yanı sıra yaralıların tedavi edildiği hastaneler de sık sık saldırıya uğramıştır. %50'si çocuk olan toplam 1.850 kişi gözaltına alınmıştır ve bu kişilerden 900'ü hala İsrail hapishanelerinde bulunmaktadır.


94- Fikret Ertan, İsrail'in Emniyeti, Zaman, 14 Ekim 2000
95- Fikret Ertan, İsrail'in Emniyeti, Zaman, 14 Ekim 2000
96- Milli Gazete, 14 Nisan 2001