Toplam 4000 bina ağır hasar görmüştür. 6584 evin büyük kısmı tahrip olmuş, bu evlerden 580'i tamamen yıkılmıştır. Hasar gören binalar arasında 30 cami, 12 kilise ve 134 su kuyusu bulunmaktadır. 66 okul tamamen kullanılamaz hale gelmiştir, 275 okul ağır hasar görmüştür. Hatta bu okullardan 7 tanesi İsrailliler tarafından askeri depo olarak kullanılmaktadır. 30 okul binası ise İsrail askerleri tarafından yakılmış, bu durum yaklaşık 400 bin dolarlık bir hasara neden olmuştur. Aksa İntifadası'nın ilk iki ayında ise okuldan evlerine dönen 132 öğrenci öldürülmüştür.97

TEK AMAÇ VAR: ÖLDÜRMEK




İsrailli yetkililer bu şiddetin sebebi kendilerine sorulduğunda hep aynı cevabı verirler: "Bize yapılan saldırılara karşılık veriyoruz". Peki bu çocuklar, bebekler İsrail askerlerine neyle ve nasıl saldırmış olabilirler? En ölümcül yerlerinden vurulan bu çocuklar otomatik silahlı bir İsrail askerine nasıl bir zarar verebilir?
İsrail kurşunlarına hedef olmuş çocuklar ve İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu kucağındaki altı aylık bebeğini yitiren bir anne.

Tüm bu rakamlar tek bir şeyi göstermektedir: İsrail Devleti Filistin halkına karşı bilinçli ve sistemli bir yok etme politikası uygulamaktadır. Yetkili ağızlar tarafından çoğu zaman dile getirilen 'güvenlik gerekçesi ile' sözü ise büyük bir yalandan ibarettir. Bu rakamlar İsrail askerlerinin güvenlik gerekçesi ile etkisiz hale getirme amaçlı değil, öldürme ve sakat bırakma amaçlı silahlarını kullandıklarını göstermektedir. Hayatını kaybedenlerin ve sakat kalanların büyük çoğunluğu başından veya göğsünden ve arkadan vurulmuştur. Sadece etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir askerin karşı tarafı başından ve göğsünden, üstelik de arkasını dönüp kaçarken vurmayacağı açıktır.

Öte yandan Aksa İntifadası'nın şiddetlendiği günlerde Gallup tarafından gerçekleştirilen ve 8 Ekim 2000 tarihli İsrail Ma'ariv gazetesinde yer alan anketin sonuçları da İsrail halkının Filistinlilere karşı yürütülen saldırgan politikayı desteklediğini gözler önüne sermektedir. İsrail halkı her ne kadar şahin, güvercin, barış yanlısı gibi kategorilere ayrılsa da bu anket çok önemli bir gerçeği gözler önüne sermektedir: Şiddet İsrail halkının büyük çoğunluğu tarafından olağan karşılanan bir olgudur. Söz konusu ankete göre İsrail halkının sadece %7'si İsrail ordusunun Filistinlilere karşı aşırı şiddete başvurduğunu düşünmektedir. Geri kalan %93 ise, ordunun tepkisinin yerinde olduğunu ve hatta daha da keskin davranması gerektiğini düşünenlerdir. Ankete katılanların %60'ı ise Arapların tamamen Kutsal Toprakları terk etmeleri gerektiğine inanmaktadır.98 Nitekim dönemin İsrail Savunma Bakanı Eprahim Sneh de Aksa İntifadası'nda İsrail askerlerinin aşırı şiddete başvurması ve 2 silahsız kadının gaddarca öldürülmesi karşısında; "Biz bu topraklarda oyunu kendi kurallarımızla oynuyoruz. Kimse cezalandırmadan muaf tutulamaz" demiştir.99

Peki bu oyunun kuralı nasıl ve ne şekilde belirlenmektedir? Oyunun kurallarını şekillendirenler kimlerdir? Aslında tüm bu soruların cevabı, daha önce de değindiğimiz gibi, İsrailli liderlerinin ırkçı ideolojisinde saklıdır. Buna göre dünya, Yahudi olanlar ve olmayanlar olarak iki sınıfa ayrılmıştır ve Yahudi olmayanlar her zaman için potansiyel düşmandır. Düşmana karşı takınılacak tavır ise bu ırkçı ideoloji uyarınca şiddet ve baskı içermelidir.

 

SABAH, 22.5.01
TÜRKİYE, 11.6.01

CUMHURİYET, 12.7.01

YENİ MESAJ, 7.7.01

AKİT, 17.7.01

YENİ MESAJ, 19.7.01

RADİKAL, 19.5.01

YENİ MESAJ, 15.5.01

Aksa İntifadasının ilk gününden itibaren İsrail şiddet yanlısı bir politika izlemiştir. İki taraf arasında ateşkes ilan edildiği günlerde dahi, İsrail ordusu Filistin halkının üzerine bomba yağdırmaya devam etmiştir.

Mescid-i Aksa'ya yaptığı provokatif ziyaret ile çatışmaları yeniden alevlendiren İsrail Başbakanı Ariel Şaron da bu bakış açısına sahip liderlerdendir. Şaron'un sorumlu olduğu olayların başında Sabra ve Şatilla'da 3000'e yakın sivilin katledilmesi, komutanı olduğu Unit 101'in Filistin köylerine yaptığı baskınlarda yüzlerce insanın işkence ile öldürülmesi gibi eylemler bulunmaktadır. Şaron bugün de Filistin'de yaşanan zulmün mimarlarındandır. İsrailli yazar Uri Avnery, Şaron'un hayatını ve kişiliğini ele alan bir makalesinde bu durumu şu şekilde özetlemektedir:

Şaron klasik Siyonist öğretilerine inanır. Onun dünyası Yahudi olanlar ve Goyimler (Yahudi olmayanlar) olarak ikiye bölünmüştür. Yahudiler mümkün olan her türlü yolu kullanmakta serbesttir, aksinde Goyimler onları yok edebilir. Evrensel değerler birer saçmalıktır. Biz hepsine karşıyızdır, onların hepsi de bize karşıdır. Popüler bir İsrail şarkısında geçtiği gibi: Tüm dünya bize karşı, ama bu bizi hiç ilgilendirmez.100

İsrail liderlerinin Filistin halkına bakış açısını belirleyen diğer önemli bir unsur ise, İsrailli psikoloji profesörü Benjamin Beit Hallahmi tarafından şöyle açıklanır:

İsrail toplumunun özelliği hep kazananlardan yana olması ve kaybedenlere hiç acıma duymamasıdır. 'Onlar gibi olmak istemiyorsan hiçbir zaman zayıflara acıma', işte İsrail hayatını yönlendiren ruh budur... Bir İsrailli subay hiçbir durumda kurban olmaz. Tek bildiği gerçek diğer insanlardan üstün olmak, onları kontrol etmek ve onlara hükmetmektir... İsrailli olmanın insana kazandırdığı deneyim savaşmaktır. Devamlı barış umudu olmaksızın savaşmak. Savaş sadece bir hayat tarzı olmakla kalmaz, ayrıca hayata bir bakış açısı halini de alır. Bu bakış açısı bir boğaz kesme yarışı halini alır, insanların ve milletlerin arasındaki sosyal ilişki dünyasını sadece en güçlünün yaşamını sürdürebileceği vahşi bir ormana döndüren bir bakış açısı olur. İsrail'in dünyaya olan bakış açısı, Sosyal Darwinizm denilen şeye, yani dünyanın yöneten ve yönetilenler, hükmedenler ve hükmedilenler olarak ikiye bölündüğünü savunan düşünceye dayanır.101

MİLLİ GAZETE, 6.7.01
ZAMAN, 19.9.00

YENİ ŞAFAK, 20.5.01

TÜRKİYE, 15.5 .01

ORTADOĞU, 25.5.01

LOS ANGELES TIME, 29.7.01

IMPACT, 7. 01
MIDDLE EAST, 7.01

NEW YORK TIMES, 30.7.01

W.REPORTS, 1.96


Ateşkes ilan edilmesi veya barış sürecinin başlatılması Filistin'de birşeyi değiştirmez. Çünkü İsrail ideolojik kaygılarla Müslüman halka savaş açmıştır ve Siyonist ideolojiden vazgeçmediği sürece kan, gözyaşı ve vahşetin dinmesi mümkün değildir. Yukarıdaki yabancı basında yer alan haberlerde bu çatışmalar şu şekilde ifade edilir:
The New York Times: "Kudüs'ün en kutsal ve en patlayıcılı bölgesinde arbede"
The Washington Report: "Teklif edilen kanun, Filistinlilere yapılan işkenceyi kanuni hale getirebilir."
The Los Angeles Times: "Haham, saldırıları dini açıdan haklı gösterdi"
The Middle East: "İsrail, yeni bir göçü cesaretlendiriyor"
Impact: "İşgal çılgınlığı"

İsrail yöneticilerinin Sosyal Darwinist bakış açısını yansıtan bir başka önemli örnek de İsrail'in ünlü liderlerinden İzak Şamir'in 1975 yılında sarf ettiği sözlerdir. Birleşmiş Milletler'in Siyonizmi ırkçılığın bir kolu olarak gören kararının onaylanmasının ardından, Şamir aşağıdaki sözleri ile Siyonistlerin sadece Filistin halkına değil, diğer tüm dünya halklarına hangi gözle baktıklarını açıkça ortaya koymaktadır:

Ağaçlardan inen insanlardan meydana gelen ulusların dünyanın liderliğini üstlenmeleri kabul edilebilecek bir şey değildir. İlkeller nasıl kendilerine ait fikirlere sahip olabilirler? Birleşmiş Milletler'in kararı bir kez daha bize göstermiştir ki, biz diğer uluslar gibi değiliz.102

1940'lı yıllarda pek çok kanlı eyleme imza atmış bir terörist olan, ancak daha sonra İsrail siyasetinin ünlü liderlerinden biri haline gelen Menahem Begin ise daha da ileri giderek, Filistinlileri "iki ayaklı hayvanlar" olarak tanımlamakta bir mahsur görmemiştir.

Tüm bu sözler ve buraya kadar incelediklerimiz 50 yıldan uzun süredir Filistin topraklarında yaşanan zülmün İsrail Devleti tarafından adeta kutsal bir teröre dönüştürüldüğünü ve bu bölgede Müslüman halkın yok edilmesi için sistemli ve planlı bir politika izlendiğini gözler önüne sermektedir. Uygulanan ekonomik ambargodan, yeni açılan Yahudi yerleşim birimlerine, masum çocukların sokak ortasında katledilmesinden, hapishanelerde Müslümanlara uygulanan işkencelere kadar İsrail'de yaşanan her türlü terör olayı, bir milletin yok edilişinin planlı aşamalarıdır.

THE NEWS TRIBUNE, 14.8.01

The News Tribune gazetesinin "İsrail Batı Şeria'ya Girdi" başlıklı haberinde İsrail ordusunun sıkça düzenlediği sınır ötesi operasyonlarından biri ele alınmıştır. Bu operasyonlardan en çok payını alanlardan birisi de Filistin yönetiminin idari daireleridir. Herald Tribune gazetesinin, "İsrail Polisi Filistin Ofislerini Ele Geçirdi" başlıklı haberi bunun örneklerinden biridir.

I.HERALD TRIBUNE, 11-12.8.01

SEATTLE POST, 6.9.01


Seattle Post gazetesinde "İsrail Füzeleri Gazze'de Filistin Güvenlik Ofisini Vurdu" haberi ile İsrail'in, saldırılarında Filistin karakollarını da hedef aldığı ele alınmaktaydı. Crescent International dergisi ise, "Dünya Başka Yerlere Bakarken İsrail Gerçek Yüzünü Gösteriyor" haberi ile İsrail'in saldırganlığının tüm hızı ile devam ettiğine dikkat çekmekteydi.
THE NEW YORK TIMES, 24.8.01

THE NEW YORK TIMES, 21.8.01

THE NEW YORK TIMES, 20.8.01


The New York Times gazetesi İsrail yanlı haberleri ile tanınan bir gazetedir. Buna rağmen İsrail'in saldırganlığı ve acımasızlığı bazen öyle boyutlara varır ki, bu gazetede bile Filistin halkının yaşadığı sıkıntılarla ilgili haberlere yer verilir. En üstteki haberde, İsrail ordusunun 2 saat içinde El-Halil'i işgal ettiği bildirilmektedir. "Filistin'de Günlük Hayat; Aşılması Gereken Zor Engeller" başlıklı haberde kontrol noktalarında geçiş izni almak için sırada bekleyen Filistinlilerin resmine de yer verillmiştir. "Günün Bilançosu Bir Filistinli ve İki Çocuğu" başlıklı son haberde ise hemen her gün Filistinlilerin öldürüldüğü anlatılmaktadır.

I. Dünya Savaşı'ndan bugüne kadar bölgede gelişen her stratejik olayda, bu planın rolü vardır. Filistin topraklarının Osmanlı'dan koparılıp İngiliz hakimiyetine bırakılması, Yahudilerin bölgeye akın akın göç etmeye başlamaları ve nihayet kendilerine ait olmayan bu topraklar üzerinde bağımsız bir devlet kurmaları, Siyonistlerin ırkçı hayallerinin gerçeğe dönüştürülmesidir. Bu nedenledir ki İsrailli liderler "Batı Şeria ve Gazze, Yahudilere Tanrı tarafından vadedilmiş topraklardır, girdiğimiz yerden çıkmayız" diyerek tüm dünyaya başkaldırabilmektedirler. İsrail'in tüm liderleri Siyonist geleneğindeki vadedilmiş topraklar, üstün ırk gibi kavramlara sıkı sıkıya bağlıdır. İsraillilerin bu dini kavramlara olan bağlılıkları ise, samimi (yani Allah'a yönelik) bir dindarlık anlayışından değil, sahip oldukları ırkçı ve faşist ideoloji ile Muharref Tevrat'ın sapkın bazı açıklamaları arasında ilişki kurmalarından kaynaklanır. Bir başka deyişle, İlahi bir din olan Yahudiliği, dünyevi bir ideoloji olan Siyonizm için bir araç haline getirmektedirler. Eğer dindarlıklarında samimi olsalar, o zaman buraya kadar anlattığımız vahşet ve işkence yöntemlerinden de vazgeçeceklerdir. Çünkü Siyonizme karşı çıkan Haham Dovi Weiss'in dediği gibi; "Sonsuz Kudret Sahibi Allah, Yahudi halkına, dünyanın üstündeki tüm insanlarla ve uluslarla barış içinde yaşamayı emretmiştir."

 

... bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
(Maide Suresi, 2)

 

HER YÖNDE ZULÜM SÜRÜYOR

Kontrol noktalarındaki İsrail askerlerinin görevi, Filistinlilerin yaşamını zorlaştırmak.

Öncelikli hedef Filistin karakolları. Yahudi çocuklara, tüm Filistinlilerin düşman oldukları yalanı öğretiliyor.
Filistin Yönetimi'nin Doğu Kudüs'teki simgesi sayılan Doğu Evi'nin İsrail kuvvetleri tarafından işgal edilip, burada görevli kişilerin gözaltına alınması bölgedeki gerilimi daha da artırdı. İsrail bu uygulamasıyla barış karşıtı politikasını bir kez daha ortaya koymuş oldu.

 




97- Bu rakamlar Eylül 2000- 20 Mart 2001 tarihi arasındaki dönemi kapsamaktadır. Kızıl Haç, BM gibi örgütlerin bölgede çalışma yapan birimlerinin verilerinden elde edilerek Filistin HDIP Enstitüsü tarafından hazırlanmıştır -www.hdip.org
98- Ma'ariv, 8 Ekim 2000
99- Rachelle Marshall, Palestinians Come Under Siege as They Struggle for Independence, The Washington Report, Ocak-Şubat 2001, s 8-9
100- Uri Avnery, Şaron: A Practical Manual, The Palestine Monitor, 24 Şubat 2001
101- Benjamin Beit Hallahmi, The Israeli Connection, sf. 237-240
102- Roger Garaudy, Siyonizm Dosyası, Sf. 193