Kuran Ahlakına Uygun Bir Mücadele
Yürütmek
İşgalci İsrail Devleti'nin, Filistin
halkına karşı yürüttüğü katliamlar hakkında bilgi verirken, üzerinde
durulması gereken bir diğer önemli konu da Müslümanların bu terör
karşısında nasıl bir tavır takınmaları gerektiğidir.
Bir Müslüman tüm hayatını Allah'ın
Kuran'da emrettiği ahlak üzerine kurmalıdır. Günlük hayatında, ticaret
sırasında, bir iş üzerindeyken ya da insanlarla ilişkilerinde nasıl
adaletli, hakkaniyetli davranıyorsa, savaşta, savunma sırasında
ya da topraklarından sürüldüğü zaman da aynı ahlakı göstermelidir.
Yine tevekküllü olmalı, adaleti ayakta tutmalı, Allah'ın emir ve
tavsiyelerine titizlikle uymalıdır.
Bilindiği
gibi İslam kelimesi, Arapçada 'barış' kelimesiyle aynı anlama gelmektedir.
Kuran ayetlerinde insanlar, yeryüzünde hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği
model olarak İslam ahlakına çağırılmaktadır. Allah, insanlar arasında
hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmeyi, insanların hakkını korumayı,
zulme asla rıza göstermemeyi, zalime karşı mazlumdan yana tavır
almayı, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmayı emretmektedir.
Bu adalet, bir karar vermek gerektiğinde her iki tarafın da hakkını
korumayı, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız düşünmeyi,
tarafsızlığı, hakkaniyeti, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti ve şefkati
gerektirmektedir.
Kuran'da, "Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah
için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten
alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır" (Maide
Suresi, 8) ayetinde de bildirildiği gibi kin, nefret ve öfke gibi
duygular iman eden bir kişinin aldığı kararları, ahlakını ve uygulamalarını
etkilememelidir. Müslüman her zaman Kuran ayetlerine göre hareket
etmeli, sabırlı, tevekküllü ve itidalli davranmalı ve fevri bir
tepki göstermekten şiddetle kaçınmalıdır. Allah'ın "Andolsun, biz
sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden
eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele" (Bakara
Suresi, 255) ayetinde de bildirdiği gibi dünya hayatında bir denemeden
geçirildiğini asla aklından çıkarmamalıdır. Allah sıcak savaşla,
saldırılarla, baskılarla ve türlü zorluklarla müminleri denemektedir.
Önemli olan bu denemeye Allah'ın razı olacağı şekilde karşılık vermek
ve şartlar ne olursa olsun Müslümanca davranmaktır.
İşte bu nedenle Filistinliler de İsrail işgaline yönelik
tepki gösterirken başlarına gelen her zorluğun Rabbimizden bir deneme
olduğunu unutmamalı ve Allah'ın güzel ahlak, adalet, ve 'haddi aşmamak'a
dair emirlerine titizlikle uymalıdırlar. İsrail ordusunun saldırılarına,
baskılarına ve adaletsiz uygulamalarına karşı çıkarken sadece Kuran'da
tarif edilen mücadele yöntemlerini izlemelidirler. Böyle bir mücadelenin
sonucu ise mutlaka büyük bir kurtuluştur, çünkü "Yardım ve zafer'
(nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın
katındandır." (Al-i İmran Suresi, 126)
Savunmasız Yahudilere Yönelik Saldırılar
"Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan
sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan
sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever." (Mümtehine
Suresi, 8) ayeti Filistin halkının ateist Siyonist İsrail Devleti'ne karşı
mücadele ederken, sivillere karşı nasıl bir tutum içinde olmaları
gerektiğini ortaya koymaktadır. Allah Kuran ayetlerinde hiçbir suçu
olmayan, savunmasız kadınların, yaşlıların ve çocukların öldürülmelerini
yasaklamıştır. Peygamberimiz (sav) savaşa çıkan kumandanlarına bu
konuda detaylı emirler vermiş, sivillere hiçbir zarar vermemeleri
için onları uyarmıştır.
Oysa son yıllarda bazı Filistinliler tarafından savunmasız
sivillere, çocukların, kadınların ve yaşlıların bulunduğu sivil
yerleşim alanlarına yönelik intihar saldırıları gerçekleştirilmektedir.
Bu saldırılar kimi zaman bir kafeteryayı, kimi zaman bir okul servisini,
kimi zaman da gençlerin bulunduğu eğlence yerlerini hedef almakta
ve onlarca sivilin ölümüyle sonuçlanmaktadır. Haber ajanslarında
yer alan İsrail çıkışlı bilgilere göre, Eylül 2000 tarihinden bu
yana gerçekleştirilen intihar saldırılarında 18 yaşından küçük 30
İsrailli çocuk hayatını yitirmiş ve 272 çocuk ise yaralanmıştır.
Bu saldırılarda ölen 177 kişinin 128'i, yaralanan 1743 kişinin ise
1216'sı sivildir.103 Bu saldırılar doğal olarak
dünya genelinde çok büyük bir tepkiyle karşılanmakta ve Filistin
halkının haklı mücadelesine faydadan çok zarar vermektedir. İsrail'in
yıllardır devam eden işgal politikasına karşı çıkan insanlar dahi,
İsrailli sivillere yönelik bu saldırıların ardından Filistin halkına
karşı tavır almakta, onlara verdikleri desteği geri çekmek durumunda
kalmaktadırlar.

Filistinliler de İsrail işgaline yönelik
tepki gösterirken Kuran ayetlerine uygun davranmalıdırlar.
Çünkü Allah hiçbir suçu olmayan, savunmasız kadınların, yaşlıların
ve çocukların öldürülmelerini Kuran'da yasaklamış, adaleti,
şefkati, merhameti ve hoşgörüyü emretmiştir. |
Sivil halka yönelik bu gibi saldırıların mazur görülemeyeceği
açıktır, çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi, böyle bir yöntem
İslam'a kesinlikle aykırıdır. Kuran ayetlerini ve Peygamber Efendimiz'in
uygulamalarını incelediğimizde sivillere yönelik saldırılara İslam
ahlakında hiçbir şekilde yer olmadığı açıkça görülmektedir. Peygamberimiz
(sav) gerek Mekke'nin fethinde gerekse diğer savaşlarında masum
ve savunmasız insanların haklarını titizlikle korumuş, onlara bir
zarar gelmesini engellemiştir. Müminlere bu konuda çeşitli hatırlatmalarda
bulunmuş, "Resulullah'ın dini üzerine sefere çıkın. Ancak;
ihtiyar, kadın ve çocuklara ilişmeyiniz. Islah ve ihsan elinden
olunuz. Allah muhlisleri sever"104 şeklinde
emretmiştir. Bir diğer hatırlatması ise şu şekilde olmuştur:
Çocukları öldürmeyiniz. Kiliselerinde kendilerini
ibadete vermiş kimselere dokunmaktan sakınınız! Kadınları, yaşlanmış
pir-i fanileri öldürmeyiniz. Ağaçları yakmayınız ve kesmeyiniz.
Evleri de yıkmayınız!105
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de görüldüğü gibi
Müslümanların mücadelesi Kuran ayetlerine uygun, yani adil ve hoşgörülü
olmalıdır. Bu mücadelede hiçbir aşırılığa yer yoktur. Nitekim Allah
Bakara Suresi'nin 190. ayetinde "Sizinle savaşanlara karşı Allah
yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri
sevmez." şeklinde buyurmakta ve müminleri itidalli davranmaya davet
etmektedir. Müslüman her türlü haksız uygulamanın, gereksiz silah
kullanımının, zorbalığın ve barbarlığın karşısında yer almaktadır.
Bir diğer ayette ise müminlerin her zaman barıştan ve uzlaşmadan
yana olmaları gerektiği şu şekilde bildirilmektedir:
Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona
eğilim göster ve Allah'a tevekkül et. Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Enfal Suresi, 61)
Müslümanlar Filistin'de masum insanların
öldürülmesini kınadıkları gibi, savaşla bir alakası olmayan
İsrailli sivillerin öldürülmesini de aynı şekilde kınarlar. |
İsrail ve Yahudiler konusu da bu temel
prensipler ışığında değerlendirilmelidir. Tüm hayatını Kuran ayetleri
doğrultusunda şekillendiren bir Müslümanın Yahudilere olan bakışı
da Kuran ahlakına uygun şekilde adil ve itidalli olmalıdır.
Kitabın başında da vurguladığımız gibi
Yahudiler tevhid inancına sahip, Allah'ın elçileri vasıtasıyla indirdiği
bir dine mensup kişilerdir ve Kuran'da Yahudilerden Ehli Kitap olarak
bahsedilmektedir. Ehli Kitap, temeli Allah'ın vahyine dayanan birçok
ahlaki değere, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Kuran'a baktığımızda
Müslümanlarla Ehli Kitap arasında dostane bir ilişki olduğu görülür.Kitap
Ehlinin yemeği Müslümanlara, Müslümanların yemeği de onlara helaldir;
Müslüman erkekler Kitap Ehil'nden kadınlarla evlenebilirler. (Maide
Suresi, 5) Bu hükümler, Müslümanlar ile Hıristiyan ve Yahudiler
arasında sıcak komşuluk ilişkileri ve akrabalık bağları tesis edilebileceğini,
iki tarafın birbirlerinin yemek davetlerine icabet edebileceğini
gösterir. Kuran'daki diğer bazı ayetlerde de Kitap Ehli ile ortak
bir iman kelimesi üzerinde birleşme çağrısı yapılmaktadır.
Bu nedenledir ki, İslam tarihinde de
Müslüman toplumlar Ehli Kitaba her zaman için ılımlı ve hoşgörülü
davranmışlardır. Bu durum özellikle de varisi olduğumuz Osmanlı
İmparatorluğu'nda çok belirgindir. Bilindiği gibi 15. yüzyılda Katolik
İspanya'nın hayat hakkı tanımadığı ve sürgün ettiği Yahudiler, aradıkları
huzuru Osmanlı topraklarında bulmuşlardır.
Sadece Ehli Kitaba karşı değil, onlara
kıyasla Müslümanlara çok daha uzak olan müşrik ve inkarcılara karşı
da adalet ve itidal tercih edilmelidir. Kuran'da iman etmeyen, Allah'ı
ve dini tanımayanlar hakkında ayırım yapılmakta, dine düşman olanlara
karşı tavır alınması gerektiği bildirilirken, böyle bir düşmanlık
göstermeyenlere iyilik yapılması emredilmektedir:
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan,
sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara
adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları
sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan
sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost
edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin
ta kendileridir. (Mümtehine Suresi, 8-9)
Kısacası Kuran ayetlerine göre
düşünen ve Allah'tan korkup-sakınan Müslümanların, Yahudilere karşı,
dinleri ve inançları nedeniyle de bir husumet beslemesi, sadece
Yahudi oldukları için onlara düşmanca davranmaları mümkün değildir.
İsrail Devleti'nin işgal ve baskı politikaları nedeniyle, bu devletin
sivil vatandaşlarının suçlanması da mümkün değildir.(Nitekim İsrail
işgaline karşı çıkan pek çok İsrailli vardır.) Dolayısıyla Filistin
halkının da haklı mücadelesinde aşırılıktan kaçınması, ateist Siyonistlerin
yaptığı her türlü haksız, adaletsiz uygulamalara
ve şiddete karşı, Kuran ahlakının gerektirdiği bir adalet ve itidal
ile karşılık vermeleri gerekir.
İntihar İslam'a Aykırıdır
İsrailli sivillere yönelik söz konusu
saldırılar incelenirken üzerinde durulması gereken bir diğer konu
ise intiharın İslam'daki yeridir. İslam hakkında yanlış bilgilere
sahip olan çevreler, bu barış dininin intihar saldırılarına izin
verdiği yönünde son derece hatalı bir düşünceye sahiptirler. Oysa
başka insanları öldürmek gibi insanın kendini öldürmesi de İslam'a
aykırıdır. Allah, "Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin" (Nisa Suresi,
29) ayetiyle intiharı açıkça haram kılmıştır. Bir insanın, her ne
sebepten olursa olsun, kendisini öldürmesi İslam'a göre yasaktır.
Peygamberimiz (sav) de bir hadisinde intiharın haram olduğunu belirtmekte
ve bu hareketi yapanların ateşle karşılık bulacaklarını bildirmektedir:
Kim kendisini dağdan atarak
intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedî olarak kendini dağdan
atar. Kim zehir içerek intihar ederse, cehennem ateşinin içinde
elinde zehir olduğu halde ebedî olarak ondan içer. Kim de kendisine
demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedî olarak o demiri
karnına saplar.106
Hadiste de görüldüğü gibi intihar etmek,
dolayısıyla intihar saldırısında bulunmak -ve bu saldırıyla birlikte
masum insanların hayatına da son vermek- İslam ahlakına kesinlikle
aykırıdır. Her Müslüman, Filistin halkının haklı davasına gölge
düşüren bu eylemlere karşı çıkmalıdır.
Zulüm ve şiddet kime yönelik olursa
olsun kınanmalıdır. Filistin toprakları her dinden ve milletten
insanın huzur ve güvenlik içinde yaşayabileceği topraklar
olmalıdır. Ne İsraillilerin ne de Filistinlilerin acı çekip
gözyaşı dökmelerine müsaade edilmemelidir. Akan kanın durdurulmasının
en önemli yolu barıştan yana olanların ittifakıdır. |
Filistinli gençleri böylesine haksız
ve akıl dışı bir mücadele yönteminin içine itenlerin bu yöntemin
hem Filistinli hem de İsrailli gençleri sonu gelmeyecek bir kan
dökme kuyusunun içine çektiklerini unutmamak gerekir. İntihar saldırılarının
devam etmesi bu toprakların geleceği olan gençlerin geleceklerini
yok etmek demektir. Hem bombayı üzerine yerleştirip fünyeyi çeken,
hem de savaşla doğrudan hiçbir bağlantısı olmayıp sadece o gün o
noktada bulunduğu için hayatını kaybeden gençler asla başarıya ulaşamayacak
bir yolla yok edilmektedir. Her iki tarafın da masum insanlarına
zarar veren, çatışmaları çıkışı olmayan bir noktaya iten bu yönteme
Filistinli ve İsrailli tüm masum insanların geleceği için bir an
önce son verilmelidir.
Filistin Özerk Yönetimi lideri Yaser Arafat da, 3 Şubat 2002 tarihinde New York Times gazetesinde yayınlanan yazısında bu saldırıları
şiddetle kınamış ve sivillere yönelik her türlü saldırının, gerekçesi
ne olursa olsun, mazur görülemeyeceğini belirtmiştir:
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, terörist gruplar tarafından İsraillli sivillere yönelik her türlü
saldırıyı şiddetle kınıyorum. Bu insanlar Filistin halkını
veya onların özgürlük taleplerini temsil etmiyorlar... Filistinlilerin
barıştan beklentileri, İsrail'in 1967'de işgal ettiği topraklar
üzerinde özgür bir Filistin Devleti kurabilmek ve hem İsrail hem
de Filistin vatandaşlarına barış ve güvenlik sağlayacak bir ortamda
yaşamaktır... Baskı ve şiddet ne kadar yoğun olursa olsun, bu sivil
insanların öldürülmesini haklı göstermez. Terörizmi kınıyorum. İster
İsrailli, ister Amerikalı, ister Filistinli olsun, kim olursa olsun,
sivil insanların öldürülmesini şiddetle kınıyorum, bunu yapanlar
Filistin vatandaşı olsa bile... Son kırk yıldır Filistin halkı üzerinde
devam eden haksız baskılara rağmen, inanıyorum ki İsrail Filistinlileri
kendisi ile eşit gördüğünde ve onlara dilediği herşeyi yaptırabileceği
aşağı insanlar olarak görmekten vazgeçtiğinde, barış hayalimiz gerçek
olacaktır. Bu, olmalıdır.107
Çözüm Kuran Ahlakı
Önceki bölümde de vurguladığımız gibi
Filistin halkının İsrail işgaline yönelik mücadelesi her yönüyle
Kuran ahlakına uygun olmalıdır. Kuran ahlakının dışında herhangi
bir mücadele şekli -örneğin komünist ideolojinin öngördüğü 'gerilla'
yöntemleri- ne doğrudur ne de başarıya ulaşabilir. Bu nedenle Filistin
topraklarındaki mevcut durum çok akılcı ve gerçekçi bir şekilde
değerlendirilmeli ve Kuran ayetleri rehberliğinde yepyeni bir strateji
belirlenmelidir.
Filistin topraklarında eşit şartlarda
savaşmayan iki topluluk vardır. İsrail ordusu dünyanın en gelişmiş,
teknolojik altyapısı çok güçlü ve en etkin ordularından biridir.
Hava gücü İsrail ordusuna, Filistin topraklarını hiç kayıp vermeden
bombalama ayrıcalığı sağlamakta ve Filistinlere karşı İsrail'e büyük
bir üstünlük kazandırmaktadır. Filistin ise nizami bir orduya sahip
değildir. Mevcut güvenlik birimleri teknik ve askeri donanımdan
yoksundur. Hava gücünün olmaması Filistin halkını İsrail bombardımanları
karşısında çaresiz bırakmaktadır. Yürütülen mücadelede ise taş ve
sapandan başka hiçbir silahı olmayan bir avuç Filistinli genç ve
çocuk ön plana çıkmaktadır. Eşit şartlarda olmayan bu savaşın İsrail
ordusu lehine sonuçlanması muhtemeldir. Bu nedenle de Filistinlilerin
haklı mücadelesinin başarıya ulaşması, ancak silahlı mücadelenin
fikri zemine çekilmesi ve çok güçlü bir eğitim projesiyle desteklenmesiyle
mümkün olabilir. Bunun için de Filistin halkının, eğitimli, kültürlü,
hukuk, diplomasi ve uluslararası politikaya vakıf ve tüm bunların
yanında Kuran ahlakına göre hareket eden güçlü bir kadroya ihtiyacı
bulunmaktadır.
Elbette Filistin halkı içinde kültürel
seviyesi yüksek, açık görüşlü çok sayıda aydın bulunmaktadır. Önemli
olan bu aydınların, gençlerin bilinçlendirilmesi, doğru yönlendirilmesi
ve Filistin davasının uluslararası kamuoyunda savunulması konularında
yapacakları çalışmalardır. Bu çalışmalar, Filistin halkının gerçek
İslam ahlakına göre bilinçlendirilmesinde, kültür ve eğitim seviyesinin
daha da artırılmasında ve Filistin'in haklı mücadelesinin tüm dünyaya
en güzel şekilde anlatılmasında çok önemli bir rol oynayabilir.
Günümüzde Filistin halkı hakkında tüm dünyaya çok daha farklı ve
gerçekle hiçbir şekilde uyuşmayan bir tablo sunulmaktadır. Barışa
şiddetle karşı olan, kimi artniyetli ya da fanatik grupların gerçekleştirdikleri
Kuran ahlakına uymayan, akıl dışı eylemler nedeniyle Filistin mücadelesi
çok büyük zarar görmektedir. Bu zarar pek çok aydın tarafından dile
getirildiği gibi, Türkiye de dahil olmak üzere, çeşitli ülkelerde
köşe yazarları tarafından da ifade edilmektedir. Filistin'de yaşayan,
Zaman gazetesi yazarlarından Kerim Balcı da bir yazısında bu gerçeğe
şöyle dikkat çekmiştir:
İntihar saldırıları İslam'ın temel değerlerine aykırı olmakla kalmayıp,
Filistin davasına zarar da vermektedir. Bunu sadece biz değil makul
düşünen Filistinliler de söylüyorlar. Filistin davası bütün İslam
dünyasının meselesidir. Bu davanın başına geçmiş olan insanlar kendi
kişisel ikballeri, intikam arzuları, onur ve gurur kaygılarıyla
hareket edemezler. Filistin'de masum Yahudi çocuklarını öldüren
militanlar kendilerini İslam'a hizmet ediyor sanabilirler. Oysa
yaptıkları dünyanın dört bir tarafında yara almış Müslüman imajını
düzeltmeye çalışan insanların işini zorlaştırmaktan öteye gitmemektedir...
Bu tür saldırıların Filistin'den çok İsrail'in işine yaradığı gerçeği
apaçık ortadadır. (Zaman, 15 Eylül 2002)
Filistin halkı içindeki gerçek İslam ahlakından habersiz kimseler
de kimi zaman farkında dahi olmadan bu provokasyonların içinde yer
alabilmektedirler. Filistin mücadelesine katkıda bulunmak isteyen
ve bu uğurda fedakarlığa hazır gençlerin iyi niyetleri suistimal
edilmekte ve Kuran ahlakından uzak bir yöntem izlendiği için istenen
başarı bir türlü elde edilememektedir.

Yahudiler de Müslümanlar da aynı
Allah'a iman etmektedirler. Allah tüm insanlara barışı ve
sevgiyi emretmiştir. Allah'ın emrettiği ahlakın yaşanması
bölgeye kalıcı barışın hakim olmasını sağlayacaktır. |
İşte bu nedenle de öncelikle bu cehaletin,
bilgisizliğin ve fanatizmin önüne geçebilmek için tüm Filistin halkını
kapsayan çok büyük bir eğitim seferberliği gerekmektedir. Okullar,
üniversiteler ve kitle eğitim araçları ile halkın bilinçlenmesine
yardımcı olmak, Filistin davasına yapılabilecek en büyük yardım
olacaktır. Çünkü bu insanlar Kuran'da tarif edilen gerçek İslam'ı
tanıdıklarında, İslam'ın bir barış ve uzlaşı dini olduğunu öğrendiklerinde,
İslam'ın getirdiği şuurla dünya siyasetini kavradıklarında, intihar
saldırılarının veya otobüslerdeki, kafeteryalardaki çocukların ve
yaşlıların öldürülmelerinin bir çözüm olmadığını (ve ayrıca doğru
da olmadığını) kavrayacaklardır. Akılcı politikalarla, dünya çapında
büyük bir diplomasi atağıyla, uzlaşı ve hoşgörüyle çözüme ulaşmak
çok daha kolaydır. Ve Kuran ahlakına uygun olan da, bu yönde yapılacak
bir fikri mücadeledir.
Geçtiğimiz 20. yüzyılda yaşanan
pek çok savaş ve dahası 21. yüzyılın hemen başlarında gerçekleşen
bir dizi olay, şiddetin şiddetle, vahşetin vahşetle çözülemeyeceği
gerçeğini bir kez daha açıkça ortaya koymuştur. Şiddetin önüne geçmenin
tek yolu, Kuran ahlakının insanlara öğrettiği barış, uzlaşma, hoşgörü,
tevazu ve akılcılık gibi erdemlerin insanların düşüncelerine, fiillerine
ve dolayısıyla dünyaya hakim olmasıdır.
Sonuç
Dünyadaki tüm akılcı ve adil insanlar
gibi bizim de temennimiz, Filistin'de her iki halkın da razı olacağı
barış ve huzurun bir an önce kurulmasıdır. Ancak masum bir halkın
tüm haklarını elinden alarak ve onları açlığa ve yokluğa mahkum
ederek kurulacak bir barış, tek taraflı olur. Daha da önemlisi böyle
bir barış gerçek anlamda bir barış değildir. Çünkü böyle bir barış
güvenlik ve huzuru hakim kılamaz, tam aksine karmaşa ve kaosun artmasına
neden olur. Her iki halkın razı olacağı bir ortamın hakim olması
ise ancak adaletin, eşitliğin ve insan haklarının her yönüyle gözetildiği
bir barış planı ile mümkün olabilir.
Şüphesiz
Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi
ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi
emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!..
Doğrusu Allah, işitendir, görendir.
(Nisa Suresi, 58) |
Bunun için İsrail'in 1967'de işgal
ettiği topraklardan çekilmesi, Doğu Kudüs'ün Filistin egemenliği
altında tüm toplumlara açık bir şehir haline gelmesi, Filistin Yönetiminin
bağımsız bir devlet olarak tanınması ve topraklarından sürülmüş
olan Filistinlilere geri dönüş hakkının sağlanması gereklidir. Nitekim
BM'in 242 ve 338 no.lu kararnameleri de bu koşulları öngörmektedir.
Filistinliler 1993 yılında yapılan Oslo görüşmeleri ile topraklarının
%78'ini İsrail Devleti'ne bırakmayı zaten kabul etmiş durumdadırlar.
Talepleri, kendilerine bırakılan %22'lik bölümde varlık haklarını
devam ettirebilmektir. Oslo'da her iki taraf da 1999 yılına kadar
bağımsız bir Filistin devletinin kurulması konusunda hemfikir olmuş,
ancak bugüne kadar yaşanan gelişmeler İsrail'in Filistin üzerindeki
baskılarını daha da artırması ile neticelenmiştir. İsrail BM kararlarına
aykırı olarak yeni yerleşim yerleri inşa etmeye ve Filistin halkını
yaşadığı yerlerden zorla çıkarmaya, Filistinlilerin hareket özgürlüğünü
sınırlamaya devam etmektedir. Kalıcı barış için hem İsrail'in hem
de Filistinli radikallerin zihniyetlerini değiştirmeleri şarttır.
Amerika'da yaşayan haham Michael
Learner tarafından çıkarılan Tikkun dergisinin internet
sayfası. Haham Learner, Filistin'de olayların her iki tarafın
radikallerinin insiyatifine bırakılmaması gerektiğini sayvunmaktadır. |
Bu barışın mevcut yapısıyla İsrail
yönetimi tarafından sağlanamayacağı görülmektedir, çünkü mevcut
yönetimin temelinde Filistinlileri "iki ayaklı hayvanlar" olarak
gören ırkçı bir ideoloji vardır. Filistin tarafındaki şiddet yanlısı
aşırı gruplar da barış önündeki bir diğer önemli engeldir. Bu durumda
her iki taraftan da vicdan ve sağduyu sahibi kişilerin bir araya
gelmesi, bu kişilere dünya çapında adaletten, eşitlikten ve barıştan
yana olan kişilerin de destek vermesi gereklidir. İşte o zaman Filistin
her milletten ve dinden insanın birarada, huzur ve güvenlik içinde
yaşayabileceği bir toprak olacaktır.
Ortadoğu'ya barış getirecek insanların,
farklı insanları ve kavimleri Allah'ın yarattığı eşit kullar olarak
gören, hiçbir soy ayrımı gözetmeyen, bireyleri ve milletleri sadece
ahlaklarına göre değerlendiren bir anlayışta olmaları gerekir. Bu
kimseler samimi olarak Allah'tan korkan kimselerdir. Çünkü bu üstte
tarif edilen anlayış Allah'ın insanlara emrettiği ahlaktır. Her
üç İlahi dinin özünde kardeşlik ve sevgi vardır. Allah'a iman eden
ve Allah'ın kendileri için koyduğu sınırları koruyan insanların
ittifakı yalnız Filistin'e değil, dünyanın diğer pek çok sorunlu
bölgesine huzur ve istikrar getirecektir. Nitekim özellikle son
dönemlerde Ortadoğu barışı için faaliyet gösteren Yahudi ve Hıristiyanların
sayısında önemli bir artış olmuştur. Örneğin Amerika'da yayınlanan Tikkun dergisinin editörlüğünü yapan Haham Micheal Learner
ılımlı görüşleri ile tanınan ünlü din adamlarından birisidir. İsrail
işgalinin ahlak dışı olduğunu ve yalnızca Filistinlileri baskı altına
almakla kalmayan aynı zamanda Yahudi inancına da zarar veren bir
eylem olduğunu söyleyen Haham Learner, Ortadoğu'ya barışın gelmesinin
hiç de zor olmadığı görüşündedir. Bunun için yapılması gereken,
olayların kontrolünü radikal gruplara bırakmak yerine ılımlıların
işbirliği yapmasıdır.
İSRAİL
İŞGAL ETTİĞİ FİLİSTİN TOPRAKLARINDAN GERİ ÇEKİLMELİDİR

Batı Şeria ve Gazze 1967
savaşında İsrail ordusu tarafından işgal edilmiştir ve bu
işgal halen devam etmektedir. Ortadoğu'ya barış gelmesinin
temel şartlarından birisi de İsrail'in işgal ettiği Filistin
topraklarından geri çekilmesi ve Filistin halkının topraklarına
kavuşmasıdır. Filistin Yönetimi, zaten Oslo Anlaşması ile,
tarihi topraklarının sadece %22'sini almayı kabul etmiş,
geri kalan %78'lik kesimin ise İsrail'e bırakılmasına razı
olmuştur. Ne var ki İsrail, Filistin halkına ait olan topraklarda
varlığını devam ettirmekte ve bu bölgelerde de sürekli yeni
yerleşim birimleri açmaktadır. |
Başta Kudüs'te yaşayanlar olmak üzere
Hıristiyan din adamları arasında da Ortadoğu barışı için çaba gösterenler
bulunmaktadır. Örneğin 12 Mart 2002'de Beytüllahem'de yaptığı konuşmasında
Patrik Michel Sabbah, "İsraillerinin barış ve güvenliğinin Filistinlilerin
barış ve güvenliğine bağlı" olduğunu söylemiş ve Şaron'un şiddete
başvurmakla çok yanlış bir yola girdiğine dikkat çekmiştir.
Bu durumda Müslümanlara da büyük bir
sorumluluk düşmektedir. Müslümanlar konuya sağduyulu ve adaletli
yaklaşmalıdırlar. Nitekim Kuran'da adaletin önemine dikkat çeken
pek çok ayet vardır. Kuran'da Müslümanların düşmanlarına karşı dahi
adaletle davranmaları emredilir. Allah "Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi
haddi aşmaya sürüklemesin" (Maide Suresi, 2) buyurarak, Müslümanlara,
savaş halinde bulundukları müşriklere karşı dahi adaletli olmayı
emretmiştir. Bir diğer ayette aynı emir tekrarlanır:
Ey iman edenler, adil şahidler olarak,
Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi
adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan
korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi
olandır. (Maide Suresi, 8)
Ortadoğu'ya barışın gelmesinin tek
yolu ayetlerde bildirilen prensiplere göre davranan bir yönetimdir.
Bu yönetim, Filistin toprakları üzerinde koruyuculuk yapmalı, bu
toprakları sahiplenip bir diğerini yaşadığı yerden çıkarmaya çalışmak
yerine, her dinden ve milletten insanın bir arada yaşayabileceği
bir model oluşturabilmelidir.
Filistin toprakları Yahudilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların
birlikte yaşayabilecekleri kadar geniş ve hepsinin de refah içinde
hayatlarını sürdürebilecek kadar bereketli topraklardır. Taraflardan
birinin Filistin'in tek sahibi olduğunu iddia etmesi hem tarihi
gerçeklere aykırı bir durumdur, hem de yıllardır yaşanan olayların
da gösterdiği gibi sürekli savaş ve çatışmalara neden olmaktadır.
Her üç İlahi din tarafından da kutsal kabul edilen bu topraklarda
Yahudiler sinagoglarda, Hıristiyanlar kiliselerde, Müslümanlar camilerde
diledikleri gibi ibadetlerini yapabilmeli, geleneklerini devam ettirebilmeli,
saygı ve hürmet çerçevesinde ortak bir yaşam kurabilmelidirler.
Maddi imkanlar silahlara, bombalara değil, okullara, üniversitelere,
hastanelere harcanmalıdır. .
Bu, Osmanlı millet ve devlet anlayışının
hakim olduğu, insanların dost ve kardeşçe yaşayabildiği, barış ve
güven dolu bir ortamın yeniden oluşturulabilmesi, güçlü bir ekonomik
ve siyasi birliğin tesis edilmesiyle mümkündür. Çünkü Osmanlı yönetimi
ve tecrübesi, günümüzde çatışmaların merkezi haline gelmiş olan
bu bölgeye huzurun ve barışın getirilmesinin mümkün olduğunu bizlere
göstermiştir. Bu tür bir 'Yeni
Osmanlı' birliği oluşturma yönünde atılacak somut adımlar, bölge
devletleri tarafından da kabul görecektir. Üstelik bu birlik dünyanın
en gelişmiş medeniyetini ve en zengin topraklarını içinde barındıran,
21. yüzyıla damgasını vuracak bir birlik olacaktır. Bu birliğin
öncülüğünü yapabilecek tek millet ise, hiç şüphesiz Osmanlı'nın
mirasçısı olan Türk Milleti'dir.
 |
|
|
103- http://www.bridgesforpeace.com/publications/dispatch/signsoftimes/Article-2.html
104- Ramuz El Ehadis,
cilt 1, 84/8
105- Ramuz El Hadis,
cilt 1, 76/12
106- Buhari, Tıbb
56; Müslim, İman 175, (109); Tirmizi, Tıbb 7, (2044, 2045); Nesâi,
Cenâiz 68, (4, 66, 67); Ebu Dâvud, Tıbb 11, (3872)
107- The New York
Times, 3 Şubat 2002
|