YENİ ŞAFAK, 22.7.01
MİLLİYET, 14.7.01

RADİKAL, 19.5.01

AKŞAM, 30.3.01

Oslo Ne Kadar Adildi?

Başta da belirttiğimiz gibi, 1993'de imzalanan Oslo Anlaşması Batı medyası ve Ortadoğu'da barışı isteyen bazı gruplar tarafından büyük bir coşku ile karşılandı. Ne var ki aradan geçen yıllar bu coşkuyu haklı çıkarmadı. Öte yandan pek çok konuda olduğu gibi barış konusunda da Batı medyası İsrail yanlısı bir politika izledi. Hatta Filistin haklı istekleri nedeniyle barış yanlısı olmamakla suçlanıyordu. İsrail'in Filistin'e bir "devlet olma" şansı tanımasına rağmen, Filistinlilerin ellerinin tersiyle bu fırsatı geri çevirdikleri yorumları yapılıyordu.

Oysa gerçekler Batı medyasının yansıttığı gibi değildi. İsrail, Filistin'e hakkı olanları vermiyor, önünde engel teşkil etmemesi için sus payı öneriyordu.

Herşeyden önce İsrail'in Filistin'e vermeyi kabul ettiği topraklar, gerçek Filistin topraklarının %2'sini bile geçmiyordu. Üstelik Filistin'e verilen topraklar da, sadece Yahudilerin kullanımına açık otoyollarla birbirinden ayrılıyor ve İsrail askerleri ile çevreleniyordu. Ayrıca unutulmaması gereken bir diğer detay da, İsrail'in Filistin'e bırakmayı kabul ettiği toprakların verimsiz çöl toprakları olmasıydı. Öte yandan "bağımsız Filistin Devleti"nin sınırları, hava sahası ve yer altı su kaynakları İsrail'in denetimine bırakılıyordu.

Filistin topraklarını A, B ve C bölgeleri olmak üzere üç ana parçaya bölen İsrail, bazı çevrelere göre bu girişimi ile büyük bir özveride bulunmaktadır. Ancak buna göre örneğin Kudüs'te bir cadde Filistin polisinin denetimine bırakılırken, hemen yanı başındaki cadde İsrail askerlerinin denetiminde olacaktır. Bu arada İsrail elbette bugün Batı Şeria ve Gazze'de yaptığı gibi istediği anda, diğer caddeye geçiş yapabilecek, askerleri ile Filistin'e bırakılan topraklara girebilecektir. Elbette bu durumda bir Filistin Devleti'nden söz etmek mümkün değildi.

İsrail'in Kudüs'ün bir kısmını Filistinlilerin denetimine bırakma önerisi ise büyük bir aldatmacadan başka bir şey değildi. Diğer pek çok konuda olduğu gibi Kudüs'ün denetimi konusunda da İsrail, Filistinlileri kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak arzusundadır. Robert Fisk de bir yazısında bu gerçeğe değinmiştir:

Ve Filistin Yönetimi de, Kudüs'ün kontrol hakkının ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedir. Arafat'ın adamları çöpleri toplayıp, trafik sorunu ile mücadele edip, kendi insanlarını denetim altında tutmaya çalışırken, İsrailliler Kudüs üzerindeki tüm yönetim haklarına sahip olacaklar.109

Bunun yanı sıra, 1948'de İsrail terörü nedeniyle topraklarını bırakıp gitmek zorunda kalan mültecilere ise Oslo ile geri dönüş hakkı tanınmamaktadır. Oysa mülteciler evlerine dönmeden Filistin sorununun çözülmesi mümkün değildir.

Sonuçta, 1990'larda başlayan ve 2000 yılında sahteliği ortaya çıkan "barışsever İsrail" görüntüsünün gerçekleri yansıtmadığı açıkça ortadadır. İsrail, Kudüs'ü ve diğer tüm Filistin topraklarını kendi malı olarak gördüğü, Filistinli Müslümanları "iki ayaklı hayvanlar" olarak algıladığı ve dünyaya Sosyal Darwinist ırkçılıkla baktığı sürece de hiçbir zaman Ortadoğu'ya barış getiremeyecektir.

Ortadoğu'da Barışın Yolu

Ortadoğu'ya barışın, hem de adil bir barışın nasıl gelebileceği sorusunun cevabını bize tarih göstermektedir. Kitabın önceki bölümlerinde incelediğimiz gibi, son 2000 yıl içinde Filistin'de her üç İlahi dinin mensuplarına barış, huzur ve birarada yaşama şansı getiren tek idare, başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere, Müslümanların idaresi olmuştur. Çünkü Müslümanların Siyonizm veya Haçlılık gibi vahşet ideolojileri yoktur. Müslümanlar dünyaya Siyonistler gibi Sosyal Darwinizm gözüyle bakmazlar. Bir topluluğa olan öfkeleri, onları adaletsizliğe sürüklemez. Müslümanlar, diğer dinlerin mensuplarını Kitap Ehli olarak görür, hayat ve ibadet haklarını tanır, varlıklarına saygı duyar ve müsamaha gösterirler.


Yukarıdaki haritada renkli kısımlar Osmanlı İmparatorluğunun en geniş sınırlarını göstermektedir. 600 yıl boyunca üç kıtaya nizam veren Osmanlı İmparatorluğu, adaleti, hoşgörüsü ve merhameti ile tüm dünya devletlerine örnek olmuştur.

Dolayısıyla Ortadoğu'da ve dünya genelinde Müslümanların güçlenmesi, sadece İslam dünyasına değil, diğer milletlere ve diğer inançlara da barış ve huzur getireceklerdir. Müslümanlar tarih boyunca gayrimüslimlerin dahi rızasını kazanan adil yönetimler kurmuşlardır ve gelecekte de böyle olacaktır. Müslümanlar Kudüs'ü asla terk etmeyecekler, bu kutsal şehrin "İsrail'in Ebedi Başkenti" olmasını kabul etmeyeceklerdir. Arafat'ın dediği gibi "Kudüs'ü verecek bir Müslüman henüz doğmamıştır". En makul çözüm ise Doğu Kudüs'ün Filistin yönetimi altında, ancak her üç dinin mensuplarının eşit düzeyde temsil edildiği bir kurum tarafındansilahsızlandırılmış ve serbest bir şehir olarak yönetilmesidir. Elbette bu yöneticilerin gerçek din ahlakını bilen ve yaşayan kişiler olması gerekir. Böyle bir idare altındaki bir Kudüs'te, Müslümanlar kadar Hıristiyanlar ve Yahudiler de özgür olacaktır. Filistin'in ve Ortadoğu'nun gerçek kurtuluşu bundadır.

OSMANLI İZLERİ

Altın Kapı, 944/1537
Bab el Cedid, 944/1537
Bab us Silsile Çeşmesi, 943/1536

Şam Kapısı 944/1537
Davud Kulesi

Osmanlı İmparatorluğu fethettiği her ülkede yeni eserler inşa ediyor, tahrip olanları yeniliyor, kısaca gittiği topraklara medeniyet götürüyordu.

Asırlar süren Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan barış, adalet ve hoşgörü ortamı bunun en açık örneğidir. Ortadoğu'da Osmanlı Devleti'nin ardından, aradan geçen bunca zamana ve denenen her türlü rejim ve uygulamaya karşın, huzur ve istikrar hala sağlanamamıştır.

Ancak, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı Müslüman Türk Milleti, geçmişte olduğu gibi bugün de dünyanın, etnik ve dini mozaik çeşitliliği bakımından en geniş yelpazeye sahip ve idaresi en güç bölgelerine nizam verme görevini üstlenmeye hazırdır. Türkiye jeo-stratejik ve jeo-ekonomik olarak bu bölgede kilit bir noktada yer almaktadır. Üstelik Türkiye'ye derin bir gönül bağıyla bağlı olan Ortadoğu halkları, kendilerine uzanacak yardım elini beklemektedirler. Türkiye Ortadoğu'daki tüm toplulukları bir çatı altında toplayabilecek ve en hakkaniyetli şekilde idare edebilecek bir tarihi birikime sahiptir. Hiçbir güç tarihe yön vermiş, insanlığa barışı, adaleti ve huzuru armağan etmiş dev bir kültüre ve tecrübeye sahip, köklü ve zengin bir medeniyetin kurucusu olan bir milletin sahip olduğu duyarlılığı yok edemez.

Geçmişte olduğu gibi bugün de Müslüman Türk Milleti sabrı, imanı ve güzel ahlakı ile mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alacak, farklı kültürlerden ve kökenlerden gelen insanları adalet ve hoşgörü potasında birleştirecek ve tüm dünyanın özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturacaktır.


Bu harita Osmanlı dönemindeki Filistin topraklarını göstermektedir. Bu dönemde Filistin'e yapılan yatırımlar bölgedeki yaşam kalitesini çok yükseltmiştir. Bununla birlikte Osmanlı tecrübesi, bu topraklarda her dinden ve milletten insanın bir arada, huzur ve barış içinde yaşayabileceklerini gösteren çok önemli bir örnektir.

 

109- Robert Fisk, Sham Summit Promised Little for Palestinians, The Independent, 29 Aralık 2000