|
Oslo Ne Kadar Adildi?
Başta da belirttiğimiz gibi, 1993'de imzalanan Oslo
Anlaşması Batı medyası ve Ortadoğu'da barışı isteyen bazı gruplar
tarafından büyük bir coşku ile karşılandı. Ne var ki aradan geçen
yıllar bu coşkuyu haklı çıkarmadı. Öte yandan pek çok konuda olduğu
gibi barış konusunda da Batı medyası İsrail yanlısı bir politika
izledi. Hatta Filistin haklı istekleri nedeniyle barış yanlısı olmamakla
suçlanıyordu. İsrail'in Filistin'e bir "devlet olma" şansı tanımasına
rağmen, Filistinlilerin ellerinin tersiyle bu fırsatı geri çevirdikleri
yorumları yapılıyordu.
Oysa gerçekler Batı medyasının yansıttığı gibi değildi.
İsrail, Filistin'e hakkı olanları vermiyor, önünde engel teşkil
etmemesi için sus payı öneriyordu.
Herşeyden önce İsrail'in Filistin'e vermeyi kabul ettiği
topraklar, gerçek Filistin topraklarının %2'sini bile geçmiyordu.
Üstelik Filistin'e verilen topraklar da, sadece Yahudilerin kullanımına
açık otoyollarla birbirinden ayrılıyor ve İsrail askerleri ile çevreleniyordu.
Ayrıca unutulmaması gereken bir diğer detay da, İsrail'in Filistin'e
bırakmayı kabul ettiği toprakların verimsiz çöl toprakları olmasıydı.
Öte yandan "bağımsız Filistin Devleti"nin sınırları, hava sahası
ve yer altı su kaynakları İsrail'in denetimine bırakılıyordu.
Filistin topraklarını A, B ve C bölgeleri olmak üzere
üç ana parçaya bölen İsrail, bazı çevrelere göre bu girişimi ile
büyük bir özveride bulunmaktadır. Ancak buna göre örneğin Kudüs'te
bir cadde Filistin polisinin denetimine bırakılırken, hemen yanı
başındaki cadde İsrail askerlerinin denetiminde olacaktır. Bu arada
İsrail elbette bugün Batı Şeria ve Gazze'de yaptığı gibi istediği
anda, diğer caddeye geçiş yapabilecek, askerleri ile Filistin'e
bırakılan topraklara girebilecektir. Elbette bu durumda bir Filistin
Devleti'nden söz etmek mümkün değildi.
İsrail'in Kudüs'ün bir kısmını Filistinlilerin denetimine
bırakma önerisi ise büyük bir aldatmacadan başka bir şey değildi.
Diğer pek çok konuda olduğu gibi Kudüs'ün denetimi konusunda da
İsrail, Filistinlileri kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak
arzusundadır. Robert Fisk de bir yazısında bu gerçeğe değinmiştir:
Ve Filistin Yönetimi de, Kudüs'ün kontrol hakkının
ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedir. Arafat'ın adamları
çöpleri toplayıp, trafik sorunu ile mücadele edip, kendi insanlarını
denetim altında tutmaya çalışırken, İsrailliler Kudüs üzerindeki
tüm yönetim haklarına sahip olacaklar.109
Bunun yanı sıra, 1948'de İsrail terörü nedeniyle topraklarını
bırakıp gitmek zorunda kalan mültecilere ise Oslo ile geri dönüş
hakkı tanınmamaktadır. Oysa mülteciler evlerine dönmeden Filistin
sorununun çözülmesi mümkün değildir.
Sonuçta, 1990'larda başlayan ve 2000 yılında sahteliği
ortaya çıkan "barışsever İsrail" görüntüsünün gerçekleri yansıtmadığı
açıkça ortadadır. İsrail, Kudüs'ü ve diğer tüm Filistin topraklarını
kendi malı olarak gördüğü, Filistinli Müslümanları "iki ayaklı hayvanlar"
olarak algıladığı ve dünyaya Sosyal Darwinist ırkçılıkla baktığı
sürece de hiçbir zaman Ortadoğu'ya barış getiremeyecektir.
Ortadoğu'da Barışın Yolu
Ortadoğu'ya barışın, hem de adil bir barışın nasıl
gelebileceği sorusunun cevabını bize tarih göstermektedir. Kitabın
önceki bölümlerinde incelediğimiz gibi, son 2000 yıl içinde Filistin'de
her üç İlahi dinin mensuplarına barış, huzur ve birarada yaşama
şansı getiren tek idare, başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere,
Müslümanların idaresi olmuştur. Çünkü Müslümanların Siyonizm veya
Haçlılık gibi vahşet ideolojileri yoktur. Müslümanlar dünyaya Siyonistler
gibi Sosyal Darwinizm gözüyle bakmazlar. Bir topluluğa olan öfkeleri,
onları adaletsizliğe sürüklemez. Müslümanlar, diğer dinlerin mensuplarını
Kitap Ehli olarak görür, hayat ve ibadet haklarını tanır, varlıklarına
saygı duyar ve müsamaha gösterirler.

Yukarıdaki haritada renkli kısımlar Osmanlı İmparatorluğunun
en geniş sınırlarını göstermektedir. 600 yıl boyunca üç kıtaya
nizam veren Osmanlı İmparatorluğu, adaleti, hoşgörüsü ve merhameti
ile tüm dünya devletlerine örnek olmuştur.
|
Dolayısıyla Ortadoğu'da ve dünya genelinde Müslümanların
güçlenmesi, sadece İslam dünyasına değil, diğer milletlere ve diğer
inançlara da barış ve huzur getireceklerdir. Müslümanlar tarih boyunca
gayrimüslimlerin dahi rızasını kazanan adil yönetimler kurmuşlardır
ve gelecekte de böyle olacaktır. Müslümanlar Kudüs'ü asla terk etmeyecekler,
bu kutsal şehrin "İsrail'in Ebedi Başkenti" olmasını kabul etmeyeceklerdir.
Arafat'ın dediği gibi "Kudüs'ü verecek bir Müslüman henüz
doğmamıştır". En makul çözüm ise Doğu Kudüs'ün Filistin
yönetimi altında, ancak her üç dinin mensuplarının eşit düzeyde
temsil edildiği bir kurum tarafındansilahsızlandırılmış ve serbest
bir şehir olarak yönetilmesidir. Elbette bu yöneticilerin gerçek
din ahlakını bilen ve yaşayan kişiler olması gerekir. Böyle bir
idare altındaki bir Kudüs'te, Müslümanlar kadar Hıristiyanlar ve
Yahudiler de özgür olacaktır. Filistin'in ve Ortadoğu'nun gerçek
kurtuluşu bundadır.
|
OSMANLI İZLERİ
|
Altın Kapı, 944/1537
|
Bab el Cedid,
944/1537
|
Bab us Silsile Çeşmesi, 943/1536
|
|
Şam Kapısı 944/1537
|
Davud Kulesi
|

Osmanlı İmparatorluğu fethettiği her
ülkede yeni eserler inşa ediyor, tahrip olanları yeniliyor,
kısaca gittiği topraklara medeniyet götürüyordu.
|
Asırlar süren Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan barış, adalet
ve hoşgörü ortamı bunun en açık örneğidir. Ortadoğu'da Osmanlı Devleti'nin
ardından, aradan geçen bunca zamana ve denenen her türlü rejim ve
uygulamaya karşın, huzur ve istikrar hala sağlanamamıştır. 
Ancak, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı Müslüman Türk Milleti,
geçmişte olduğu gibi bugün de dünyanın, etnik ve dini mozaik çeşitliliği
bakımından en geniş yelpazeye sahip ve idaresi en güç bölgelerine
nizam verme görevini üstlenmeye hazırdır. Türkiye jeo-stratejik
ve jeo-ekonomik olarak bu bölgede kilit bir noktada yer almaktadır.
Üstelik Türkiye'ye derin bir gönül bağıyla bağlı olan Ortadoğu halkları,
kendilerine uzanacak yardım elini beklemektedirler. Türkiye Ortadoğu'daki
tüm toplulukları bir çatı altında toplayabilecek ve en hakkaniyetli
şekilde idare edebilecek bir tarihi birikime sahiptir. Hiçbir güç
tarihe yön vermiş, insanlığa barışı, adaleti ve huzuru armağan etmiş
dev bir kültüre ve tecrübeye sahip, köklü ve zengin bir medeniyetin
kurucusu olan bir milletin sahip olduğu duyarlılığı yok edemez.
Geçmişte olduğu gibi bugün de Müslüman Türk Milleti sabrı, imanı
ve güzel ahlakı ile mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alacak,
farklı kültürlerden ve kökenlerden gelen insanları adalet ve hoşgörü
potasında birleştirecek ve tüm dünyanın özlemini çektiği barış ve
güvenlik ortamını oluşturacaktır.
Bu harita Osmanlı dönemindeki Filistin
topraklarını göstermektedir. Bu dönemde Filistin'e yapılan
yatırımlar bölgedeki yaşam kalitesini çok yükseltmiştir. Bununla
birlikte Osmanlı tecrübesi, bu topraklarda her dinden ve milletten
insanın bir arada, huzur ve barış içinde yaşayabileceklerini
gösteren çok önemli bir örnektir.
|
109- Robert Fisk, Sham Summit Promised Little for
Palestinians, The Independent, 29 Aralık 2000
|