| İsrail Hapishanelerinde İşkence
İsrail Devleti'nin Filistin halkına
karşı uyguladığı bir başka yıldırma ve sindirme politikası da hiçbir
gerekçe gösterilmeden yapılan tutuklamalardır. Müslümanlar hiçbir
gerekçe gösterilmeden gözaltına alınır ve mahkemeye çıkarılış süreçleri
de kasıtlı olarak uzatılır. Gözaltı süreleri kimi zaman haftalarca
sürebilmektedir. Uluslararası Af Örgütü'nün 14 Haziran 2000 raporunda
bu konudaki çarpıcı bir örnek yer almaktadır. Buna göre 15 yaşındaki
Suad Hilme Gazal adlı bir kız çocuğu, bir İsrailli'ye saldırdığı gerekçesi
ile Aralık 1998'de tutuklanmış, ancak raporun yayınladığı tarihe kadar
(yaklaşık 2 yıl) henüz İsrail mahkemelerinin önüne çıkartılmamıştır.68
Ağustos 1999 tarihi itibarı
ile İsrail hapishanelerinde 3 binden fazla Filistinli tutuklu bulunmaktadır.
Bunlardan 1.400'ü ölüm cezasına çarptırılmıştır. Bu tutuklulara
ek olarak sık sık çeşitli olaylara katıldığı iddiası ile yeni kişiler
gözaltına alınmaktadır. Bu kişiler de oldukça kötü koşullarda, kimi
zaman yıllarca haklarındaki karar kesinleşmediği halde cezaevinde
tutulmaktadır. Bu şekilde tutuklu yargılanan Filistinlilerden birisi
de Ahmed Qatamesh'tir. Qatamesh yaklaşık 6 yıl boyunca suçu yargı
tarafından ispat edilmediği halde cezaevinde tutulmuş ve altı yılın
sonunda serbest bırakılmıştır.69
Bu tutukluların yanı sıra 1989-1998 yılları arasında
"idari tutuklu" olarak gözaltına alınan Filistinli sayısı 20 bindir.
İdari tutuklu, mahkeme veya yargılama süreci olmadan, yetkili idari
kurum tarafından tutulan kişilere verilen isimdir. Bu uygulama sayesinde
İsrail, Filistinlileri hiçbir gerekçe göstermeden gözaltına almakta
ve yıllar boyunca neyle suçlandıklarını kendilerine bildirmeden
ve yargı önüne de çıkarmadan hapishanede tutmaktadır. Bu esnada
tutukluların avukatlarını veya yakınlarını görmelerine de izin verilmemektedir.
Aşağıdaki tablo, Aksa İntifadası sırasında, gözaltına
alınan Filistinli tutukluların sayısını ve gözaltı süresiyle ilgili
bazı detayları göstermektedir.
| Ay |
Gün |
Tutuklu ve
gözaltına alınan kişilerin toplam sayısı |
Hüküm giyenler |
Sorgu için
gözaltına alınanlar |
Yasal sürenin
sonuna kadar tutulanlar |
İdari tutuklular |
| Ocak 2001 |
3
4 |
737
719 |
571
202 |
37
5 |
131
496 |
-
16 |
| Şubat 2001 |
8
15 |
747
761 |
557
223 |
41
8 |
129
514 |
-
16 |
| Mart 2001 |
5
15 |
751
787 |
74
248 |
44
12 |
132
513 |
1
14 |
| Nisan 2001 |
4
11 |
757
812 |
572
279 |
42
16 |
142
506 |
1
11 |
| Mayıs 2001 |
8
8 |
725
820 |
574
302 |
44
12 |
151
495 |
1
11 |
| Haziran 2001 |
10
14 |
748
823 |
574
291 |
39
16 |
174
504 |
1
12 |
| Temmuz 2001 |
11
17 |
813
849 |
582
284 |
45
21 |
184
535 |
1
9 |
Gözaltına Alınan 18 Yaşından
Küçükler
| Tarih |
Tutuklu
ve gözaltına alınan kişilerin toplam sayısı |
Hüküm
giyenler |
Yasal
sürenin sonuna kadar tutulanlar |
| 3 Ocak |
16 |
6 |
10 |
| 8 Şubat |
15 |
6 |
9 |
| 5 Mart |
10 |
3 |
7 |
| 4 Nisan |
10 |
3 |
7 |
| 8 Mayıs |
9 |
3 |
6 |
| 10 Haziran |
16 |
4 |
12 |
| 11 Temmuz |
16 |
7 |
9 |
Bu rakamlar, Kızıl Haç ve BM gibi örgütlerin
bölgede çalışma yapan birimlerinin verilerinden elde edilerek
İsrailli insan hakları örgütü B'tselem tarafından hazırlanmıştır. |
Filistinliler
genelde insanlıkdışı şartlardaki çadır hapishanelerinde, çöllerde
tutulurlar. Bu hapishanelerden birisi en-Nakab çölünde yer alan
Sahra hapishanesidir. Yüzlerce Filistinli, "gizli dosyalar bulundurmak,
bazı özel ilişkiler kurmak" gibi düzmece gerekçelerle burada tutulmaktadır.
Burada kalan Filistinlilere fiziksel ve manevi işkenceler uygulanmaktadır.
Tutuklular arasında ağır hastalar ve yaşlılar da bulunmaktadır.
Ayrıca hapishanenin çölün ortasında bulunması ve ulaşımın zorluğu,
hapishane koşullarını kötüleştirdiği gibi, tutuklu yakınlarının
ziyaretlerini de engellemektedir. Tutuklulara verilen çadırlar yazın
aşırı sıcaktan, kışın ise dondurucu soğuktan korumamaktadır. Üstelik
tutuklular cezalarının süresi dolsa bile 'cezanın tekrarlanması'
uygulaması ile karşılaştıkları için bir türlü buralardan kurtulamamaktadır.
Cezasını tamamlayıp hapishaneden ayrılmak üzere olan kişinin eline
son anda bir yazı ulaşmakta ve geçmiş yıllardan kalan bir cezasını
çekmeye başladığını haber vermektedir.70
Gerek gözaltına alınanların sorgulanmasında
gerekse hapishanelerde işkence uygulamak, İsrail Devleti'nin en
sık başvurduğu yöntemlerden birisi oldu. İsrail Devleti'nin korkunç
işkence yöntemleri ilk kez 1977 yılında Londra'da Sunday Times'ın
yayınladığı uzun bir araştırma sonucunda ortaya çıkmıştı. Bu araştırma
sonucunda İsrail Devleti'nin yaptığı işkence, belgelenen vakalar
ile ortaya kondu.
Buna göre İsrail'in Nablus, Ramallah,
El-Halil ve Gazze'deki hapishanelerinde, Kudüs'teki Rus sitesi yada
Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözaltı merkezinde ve Yona, Ramle,
Safarand, Nafha gibi özel askeri hapishanelerde inanılmaz işkenceler
uygulanıyordu. Sistemli dayak dışında İsraillilerin kullandıkları
işkence metodları arasında; cinsel organa elektrik verme,
tutukluyu çırılçıplak buzlu suya sokma, gözleri bağlanmış olan tutuklunun
üzerine özel eğitilmiş köpekleri saldırtma, vücudun değişik yerlerinde
sigara söndürtme, tırnakların ve sağlam dişlerin sökülmesi gibi
yöntemler vardı. Bazı tutukluların kızları da tutuklanmış ve bunlara
babalarının gözleri önünde tecavüz edilmişti. Hatta sonra tutuklu
kendi kızı ile cinsel ilişkiye girmesi için zorlanıyordu.
Ünlü Ortadoğu uzmanı Robert Fisk ise
İsrail hapishanelerinde yaşananları dile getirdiği makalesinde,
işkenceleri ile ünlü Khiam hapishanesinden şöyle bahsetmektedir:
Khiam berbat bir yerdir. Erkeklerin
cinsel organlarına ve ayaklarına elektrik verilir, sürekli dayak
atılır, yarı çıplak tutukluların üzerine soğuk gecelerde buz gibi
sular dökülür. Khiam'da bir yıldan uzun süre kalan birisiyle, serbest
bırakıldıktan yaklaşık on gün sonra görüştüm. "Beni sorguya
aldıklarında önce başıma sonra sırtıma kaleşnikof dipçiği ile vurdular.
Yere düştüm. Adamlardan biri botuyla çeneme bastırdı, o sırada çenem
kırıldı. Kulak zarım delindiği için sağ kulağımda kısmi işitme kaybı
oldu. Şu anda nefes alma problemlerim var ve doktorum hayatım boyunca
bunun tedavi olamayacağını söylüyor" diye anlattı yaşadıklarını.
Bunların hepsi doğru. Kızılhaç, Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği
bu hikayelerin doğru olduğu konusunda hemfikir.71
|
Filistin halkını sokak
ortasında ve kameraların önünde öldürmekten ve dövmekten
çekinmeyen İsrail askerleri, gözaltına alınan kişilere hapishanelerde
çok şiddetli işkenceler uygulamaktadırlar. İnsan hakları
örgütlerinin raporları bu vahşeti tüm açıklığıyla gözler
önüne sermektedir. |
Filistinli Müslümanların mahkemeye
çıkarılmadan önce toplu olarak tutuldukları ve ölüm kampları olarak
adlandırılan yerler de Müslüman halk için gerçek anlamı ile bir
işkence merkezi haline gelmiştir. Yazar Norman Finkelstein, İsrailli
gazeteci Ari Shavit'in pek çok Filistinlinin yargılanmayı beklediği
bir ölüm kampında gördüklerine kitabında şu şekilde yer vermektedir:
Aralarında, henüz çok genç ve küçük
oldukları yüzlerinden belli olan gençler vardı. Hapishanenin 12
kontrol kulesi vardı. Shin Beth (Mossad'ın iç güvenlik birimi) her
gece askerlere buradaki çocukların arkadaşlarının bir listesini
veriyor, askerler ava çıkıp 15-16 yaşında bir sürü çocuk ile geri
dönüyorlar. Çocuklar dişlerini sıkıyorlar, gözleri yuvalarından
fırlamış. Buraya getirilene kadar çoktan dövülmüşler bile... Genç
bir adam, gece yarısı uyandırılıp buraya getirilmiş, ayakları çıplak,
yaralanmış, sara krizine tutulmuş gibi titriyor, sırtına, kalbine
ve karnına vurularak dövüldüğünü söylüyor. Vücudunda çirkin kırmızı
lekeler var. Doktor genç adama dönüyor ve bağırıyor: "Ölürsen
öl!" Sonra bana dönüyor ve gülerek "Hepsi ölebilirler" diyor.72
İsrail'de işkencenin bu derece yaygın
ve olağan karşılanmasının nedenlerinden birisi de, İsrail'in iç
güvenliğinden sorumlu Shin Beth'in -yakın bir zamana kadar- sorgulamalarda
işkence yapmasının İsrail kanunlarınca meşru görülmesiydi. Böylece
Shin Beth görevlileri rastgele gözaltına aldıkları kişilere istedikleri
gibi davranabiliyor, suçunu itiraf ettirme iddiası altında Filistinlileri
hayali suçları kabul etmeye zorluyorlardı. İşkence ile yapılan sorgulamaların
ardından suçunu "kabul edenleri" ise yıllarca sürecek hapishane
hayatı bekliyordu. İsrail'in anti-Siyonist yazarlarından Gideon
Levy, Shin Beth tarafından işkenceye uğramış ve yıllarca hapishanede
kalmış bir Filistinli ile yaptığı görüşmenin ardından şunları yazıyordu:
Omar Ranimat otururken zorluk
çekiyor. Aynı şekilde ayakta durmak, yürümek ya da merdiven çıkmak
da ona çok acı veriyor. Bir kaç hafta önce onunla buluştuğumda,
45 gün boyunca geceli gündüzlü Shin Beth tarafından sorgulanmış
ve iki buçuk yıl süren hapishane hayatı sonrasında yeni serbest
bırakılmıştı. Tam bir enkaz halindeydi... Raminat ve Ahmed, Shin
Beth'in rutin uygulamaları haline gelen kurbağa oturuşu, uykusuz
bırakma, yüksek sesle aralıksız müzik dinletme, başa kötü kokulu
çuval geçirme, testislerin üzerine basma, ellerin kelepçe ile bağlı
tutulması gibi işkencelerden payını alan Filistinlilerden sadece
bir kaçı. Bu insanların çoğunun olaylarla bir ilgisi de yok.73

Khiam hapishanesinin dıştan görünüşü
ile aşağıdaki resimdeki iç görünüşü birbirinden çok farklıdır. |
Ekonomik Kuşatma
İsrail Devleti'nin Filistin halkını
yıldırmak için kullandığı yöntemlerden birisi de başta Gazze Şeridi
ve Batı Şeria'da olmak üzere Filistin halkını ekonomik bağımlılık
ve baskı altında tutmaktır. Bu yöntemle Filistinlilerin tek başlarına
ayakta durabilme ve insanca yaşama imkanları yok edilmektedir. Siyonist
ideolojiye göre Filistin halkı ilkel koşullarda ve sefalet içinde
yaşamaya mahkum bir halktır ve Filistinlilerin ihtiyaçlarının İsrail
Devleti için bir anlamı yoktur. İşgal altındaki Gazze ve Batı Şeria'da
Filistin halkı için bugüne kadar hiçbir harcama yapılmamış olması,
öte yandan bu bölgelerde yaşayan Yahudi yerleşimcilerin en lüks
imkanlar içinde varlıklarını devam ettirmeleri, bu durumun göstergelerinden
birisidir.
Örneğin Gazze'de kurulu olan
Yahudi yerleşim bölgeleri sahil şeridinin büyük bir kısmını ve en
değerli alanları kapsar. Dikenli teller ve elektrikli çitlerle çevrelenmiş
olan bu yerleşim bölgeleri yemyeşil büyük ağaçlarla kaplı, kamu
binalarının bulunduğu ve ticari aktivitesi olan alanlardır. Biraz
ileride Filistinlilerin yaşadığı mülteci kamplarında ise manzara
içler acısıdır. Yaklaşık dört bin İsrailli yerleşimci, bu çöl bölgesindeki
kısıtlı suyun çoğunu, tarım ve lüks bir otelin önündeki suni göl
gibi işler için kullanır. Filistinlilere ise sadece kurak kuyulardan
su kullanma hakkı tanınmıştır.74
 
İsrail El Halil'deki Filistinlilerin
su rezervlerini kapatıp, tüm suyu yalnızca kendisine ayırıyor.
Çiftçilerin su rezervlerini buldozerlerle yıkarak, ekonomik
yönden çöküntü yaşamalarına neden oluyor. Yanda İsrail güçleri
tarafından bu yönde bir uygulamaya maruz kalmış bir Filistinli
çiftçi görülüyor. |
İsrailli gazeteci ve savaş muhabiri
Ze'ev Schiff 1993 Mart'ında İsrail'in Gazze Şeridi politikası için
şu sözleri dile getirmekteydi:
Kalitesi yıldan yıla kötüleştiği halde
Gazze Şeridi'nin suyunu çalmaya, sanki sakinlerini bilerek umutsuzluğa,
kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığı düşüncesine itmek istiyormuşuz
gibi davrandık. Giderek daha fazla yerleşimciye yer bulmak için,
Şerid'in kıt toprak kaynaklarını çalmaya devam ettik.75
İsrail Devleti'nin Filistin halkını
köşeye sıkıştırmak için izlediği yöntemlerden birisi de yerleşim
bölgelerini verimli topraklar üzerine kurarak Filistinlilerin tarım
imkanlarını elinden almaya yöneliktir. Bu şekilde İsrail Devleti
Filistin halkının sınırlı olanaklarla gerçekleştirmeye çalıştığı
tarımsal faaliyetleri ve geçim kaynaklarını da engellemektedir.
Gazze Şeridi'ndeki pek çok Filistinlinin tek geçim kaynağı olan
balıkçılığın yasaklanması da bunun örneklerinden biridir. Öte yandan
Filistinlilerin bahçelerine İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından
yapılan saldırılar da üretimin azalmasına ve Filistinlilerin gelir
seviyesinin düşmesine neden olmaktadır. Aynı zamanda tüm ürünün
İsrailli aracılar tarafından İsrail'de satılması, ya da sadece İsrailli
firmalar tarafından ihraç edilmesi gibi getirilen yeni kurallar
da, Filistin halkını ekonomik yönden büyük sıkıntıya sokmaktadır.
Bu durumda Filistinli üreticiler kendi ürünlerini doğrudan doğruya
satamamaktadır. Örneğin Gazze'de başlıca gelir kaynağı olan portakal
ihracatına konulan ağır sınırlamalar, üreticilerin elindeki ürünün
yarısından fazlasının çürüyüp atılmasına neden olmaktadır. Bu şartlarda
Noam Chomsky'nin deyimiyle, "Gazze halkının ya İsrail'de
dayanılmaz koşullar altında sadece ekmek parasında çalışmak, ya
da endüstri devriminin ilk günlerindeki gibi, çocuk ve kadınların
evde İsrail endüstrisi için fason işler yapmaktan" başka
seçenekleri kalmamaktadır.76
 
İsrail Devleti'nin uyguladığı ekonomik kuşatmanın bedelini
yine masum siviller ödüyor. |
Gazze üzerine araştırmalar yapan Sara
Roy ise İsrail'in izlediği politikanın ana amacını şu şekilde belirtmektedir:
... Gazze'nin bazı kesimlerini öncelikle
İsrail çıkarlarına hizmet edecek şekilde planlanan bir yan işletmeye
dönüştürmek. Böylece İsrail, toprak, su ve yerel öz yönetime bırakılan
alanlarda meydana gelebilecek herhangi bir gelişmeyi yakından takip
edebilecektir.77
İSRAİLLİLERİN
YAŞADIĞI KONFOR

 
İsraillilerin
yaşadığı bölgeler herhangi bir Avrupa ülkesini aratmayacak
modernlikte ve zenginliktedir. Filistinlilerin işgal edilen
toprakları bugün gökdelenler, limanlar, lüks oteller, mağazalar
ve bakımlı caddelerle yeniden inşa edilmiştir. |
FİLİSTİNLİLERİN
YAŞADIĞI SEFALET

 
İsrail işgal güçleri tarafından
içine kapalı bir yaşama mahkum edilen Filistinliler ise
kurak, alt yapıdan yoksun, hiçbir yatırıma ve yapılanmaya
izin verilmeyen topraklarda yaşıyorlar. |
İSRAİL

 
 
Bir yanda hiçbir konforun
eksik kalmadığı lüks mekanlarda huzurlu bir hayat geçiren
israilliler, diğer yanda açlık, susuzluk, sağlıksız yaşam
koşulları ve İsrail saldırılarıyla mücadele ederek, hayatta
kalmaya çalışan Filistinliler... |
Gazze Şeridi'ndeki fabrikalar ve Batı
Şeria'daki kantonlar, aşırı ucuz ve kolay sömürülebilir iş gücü
sunduğundan, bu toprakların ekonomik olarak İsrail'e bağımlı olması
İsrail politikasının önemli bir unsurudur. Aksa İntifadası başladığı
günden beri İsrail yönetiminin sokağa çıkma yasakları ve kampların
ablukaya alınması nedeniyle en büyük hasarlardan birini de Filistin
ekonomisi görmüştür. 5 Aralık 2000 tarihinde yayınlanan BM raporuna
göre, İsrail'in Filistin işçilerinin ve ürünlerinin seyahatini yasaklaması,
Filistin ekonomisine 500 milyon dolardan fazla bir zarar vermiştir.
Ayrıca raporda yer verilmemiş olmasına rağmen, İsrail askerlerinin
Filistinli çiftçilere ürünlerini toplamaya ve satmaya izin vermedikleri
için, Filistin'in tarım gelirinde 120 milyon dolarlık bir düşüş
olmuştur. Bir yandan askeri güçle baskı altında tutulan Müslüman
halk, diğer yandan ekonomik olarak köşeye sıkıştırılmakta ve bu
şekilde kendisine yaşama hakkı tanınmamaktadır.
İSRAİL

İsraillilere ait ekili alanlar gün geçtikçe genişlerken,
Filistinlilerin tarlaları İsrail Devleti tarafından önce
işgal ediliyor, daha sonra da yol haline getiriliyor.
|
Zeytinliklerin Yakılması
Filistin halkının geçmişten beri en
büyük gelir kaynaklarından birini zeytin bahçeleri oluşturur. Ancak
Filistinliler, evleri ve sahip oldukları daha pek çok şey gibi zeytin
bahçelerini de geride bırakıp topraklarından göç etmek zorunda kalmıştır.
Filistin'de 19. yüzyıldan kalma zeytin ağaçlarının bulunduğu bahçelerin
bir çoğu ise bugün tahrip edilmiştir. Filistinlilerin şu anda ellerinde
kalan birkaç dönümlük küçük zeytin bahçeleri ise sık sık yerleşimciler
tarafından saldırıya uğramakta, yerleşimciler Müslümanların ellerinde
kalan son birkaç ağacı da yakarak ya da keserek yok etmektedirler.
The Washington Report dergisinde bu durum şu şekilde anlatılmıştır:
Binlerce zeytin ağacı zarar görmektedir.
Yaşamlarını sahip oldukları bahçelere bağlayan ve nesillerdir
bu bahçelere sahip olan Filistinliler, sabah uyandıklarında veya
bir akşam üstü bahçelerine gittiklerinde İsrail askerlerinden ve
yerleşimcilerinden geriye atılmış boş kütükler kaldığını görmektedir.78
Birinci İntifada sırasında, İsrail
ordusu taş atan çocukların ağaçların arasına gizlendikleri bahanesi
ile, 1988-1992 yılları arasında 90.000 zeytin ağacını kesmiştir.
Bugüne kadar ise 181 bin ağaç kesilmiş ve yaklaşık 3,5 milyon km2
ekili alan da tahrip edilmiştir.
 
İsrail işgalleri nedeniyle her gün biraz daha küçülen Filistin
zeytin bahçeleri. |
Üstelik çoğu zaman da zeytinliklerde
çalışan kadınların ve kız çocuklarının üzerine İsrail helikopterlerinden
ateş açılmaktadır. Daha önce bahçelerinde zeytin toplarken dayak
yiyen Filistinlilerin pek çoğu ise artık bahçelerine uğramamaktadır.
İsrail askerlerinin zeytin bahçelerinde çalışanların üzerine ateş
açmak için hiçbir geçerli mazaretleri de yoktur. Bu insanlar, ne
İsrail askerlerine taş atmakta da ne de herhangi bir eyleme katılmaktadır.
Onlar sadece geçimlerini sağlayabilmek için ellerinde kalan son
toprak parçalarında çalışmaktadır. Ne var ki İsrail yönetimi buna
da izin vermemektedir. Sosyal yaşamın her alanında olduğu gibi ekonomik
açıdan da büyük bir açmazın içinde bırakılan Filistinlilerin kendi
ürünlerini yetiştirmelerine bile izin verilmemektedir.

Tek istekleri dinlerini rahatça yaşayabilecekleri, evlerinde
huzur içinde oturabilecekleri, çocuklarını okula gönderip,
işlerine güven içinde devam edebilecekleri bir hayat olan
Filistin halkının bu talebine dünya kulaklarını tıkıyor. |
Biraz daha kapsamlı düşünüldüğünde İsraillilerin
zeytin bahçelerini veya tarımsal alanları yok etmeye yönelik politikalarının
rastgele saldırıların neticesi değil, kapsamlı bir stratejinin parçası
olduğu açıkça görülebilir. Kesilen bir zeytin ağacının yerine yeniden
ürün verecek bir ağacın yetişmesi 6-7 yıl almaktadır. Pek çok Filistinli
de, ailesinin geçimini zeytin bahçelerinden veya yetiştirdiği diğer
ürünlerden sağlamaktadır. Ancak tarım alanları sürekli tahrip edilen
insanlar bir müddet sonra çalışamayacak hale gelmekte ve tarımla
ilgilenmek yerine günü birlik iş arayışına girmektedir. Bu şekilde
Filistin köyleri ve kasabaları üretken birimler olmaktan çıkıp,
İsrail sanayisi için ucuz iş gücü potansiyeline dönüşmektedir.
Aslında tarih boyunca Filistinlilere
yapılan zulüm ve baskıların benzerleri, geçmişin otoriter ve baskıcı
liderleri tarafından pek çok halka uygulanmıştır. Bu kişiler de
tıpkı bugünün zalim diktatörleri, baskıcı yöneticileri veya ırkçı
liderleri gibi idareleri altındaki halka şiddet, işkence ve baskı
uygulamışlardır. Üstelik Allah'ın Kuran'da bize bildirdiği gibi
birer "bozguncu" olan bu kişiler, yönetimde oldukları veya iktidara
geçtikleri zaman halka sadece fiziksel olarak şiddet uygulamakla
kalmamış, aynı zamanda "neslin ve ekinin" yok olması için özel bir
çaba göstermişlerdir. Yani tıpkı bugün İsrail yönetiminin yaptığı
gibi sistemli ve planlı bir şekilde halkı yok etmeye çaba gösterip,
bunun için her türlü yönteme başvurmuşlardır. Bu yöntem, Kuran'da
şöyle bildirilir:
O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesili helak etmeye çaba harcar. Allah ise bozgunculuğu
sevmez. (Bakara Suresi, 205)
Ayette belirtilen "ekini ve nesli helak
etmeye çabalamak" bugün Filistin'de yoğun olarak tecelli etmektedir.
İsrail yönetimi bir yandan sistemli bir etnik soykırım uygulamakta,
bir yandan da Filistin halkının tüm tarımsal faaliyetlerine zarar
vermektedir. Böyle bir ortamda huzur ve güvenlik olmadığı gibi,
bereketsizlik de yaygınlaşır. Oysa Allah bozgunculuğu sevmez ve
tüm insanları "barış ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girmeye"
(Bakara Suresi, 208) davet eder.
Ev Yıkma
1984 yılında Mohana ile bir terzi olan
babası Selman Bethelem, pazardan evlerine döndüler. İki katlı evlerinin
yerinde bir buldozer ve onun evden geriye bıraktığı yıkıntılar vardı.
O sıralarda Gilo (Doğu Kudüs tarafında bir şehir) çevresindeki Arap
toprakları gizemli şekilde Kudüs Belediyesi tarafından istimlak
ediliyordu. Mohana Osmanlı ve İngiliz Mandası döneminden kalan belgelerle
toprağın kendisine ait olduğunu ispatlamış ve bu şekilde istimlakten
kurtulmuştu. Evinin, zaten tanımadıkları İsrail kanunlarına göre
dahi "kanunsuz" bir şekilde yıkıldığını, yine İsrail mahkemelerinde
ispat edince Kudüs Belediyesi Mohana'nın ailesinden "hata" için
özür diledi ve yıkımın tazminatı olarak kendisine bozuk bir otobüs
verdi. Eski evini yeniden yapma veya tamir etme hakkı tanımadı ona.
Mohana'ya toprağını terk etmek veya otobüste yaşamak arasında tercih
yapmak kalmıştı. Tercihi onu "otobüsteki adam" yaptı.79
Yukarıda aktarılan alıntı Filistin
topraklarında bugüne kadar belki yüzlerce defa yaşanmış örneklerden
sadece bir tanesidir. Üstelik pazardan döndüklerinde tüm eşyaları
ile birlikte evlerinin yıkılmış olduğunu gören yüzlerce Filistinli,
bozuk bir otobüse sahip olabilecek kadar şanslı değildir. İsrail
Devleti sadece istimlak kararı ile sahipleri evde yokken evleri
yıkmakla da kalmamaktadır. Pek çok Filistinli'nin evi operasyon
gerekçesi ile bombardımana tutulmakta, içinde yaşayanlara birlikte
bu evler toprağa gömülmektedir.
14 Haziran 2000 yılında yayınlanan
Uluslararası Af Örgütü raporuna göre 1987 başından Ocak
1999'a kadar geçen süre içerisinde Batı Şeria ve Kudüs'te Filisitinlilere
ait 2.650 ev yıkılmıştır. Ev yıkma uygulaması sebebiyle
16.800 Filistinli evsiz kalmıştır. Bunların 7.300'ünü ise çocuklar
oluşturmaktadır. Bu rapora göre Arafat ve İsrail Devleti arasında
1993 yılında imzalanan Oslo Anlaşması'ndan sonra da ev yıkma uygulamalarında
hiçbir gerileme olmamıştır.80
Bu arada İsrail Devleti ev yıkımlarını
ev sahiplerine önceden herhangi bir uyarıda bulunmadan gerçekleştirmektedir.
Önce yıkılması gereken ev buldozerler ve modern silahlarla donatılmış
İsrail askerleri tarafından kuşatılmakta, daha sonra ev sahiplerine
içerideki eşyalarını almaları için 15 dakika süre verilmektedir.
Bu sürenin sona ermesi ile birlikte askerler içeri girip eşyaları
sokağa fırlatmakta ve buldozerlerle evi yıkımaktadırlar. Eğer ev
sahipleri bu uygulamaya direnmek isterlerse acımasızca dövülürler
ve hatta bazen İsrail askerleri bu kişilerin üzerine ateş açar.
Örneğin, Ocak 1999'da Kudüs yakınlarındaki
İseviye köyünde oturan Filistinlilerin evlerinin yıkılmasını protesto
etmeleri üzerine İsrail askerleri bu insanların üzerine ateş açtı
ve 28 yaşındaki Zeki Ubeyd bu esnada hayatını kaybetti. Af Örgütü'nün
raporuna göre Zeki Ubeyd yakın mesafeden ensesine kurşun sıkılarak
öldürülmüştü. Bu da öldürme işleminin herhangi bir kaza neticesinde
değil, kasten ve bilinerek gerçekleştirildiğini göstermekteydi.
  

Yıllardır oturdukları evlerinden çıkmak için İsrail polisi
tarafından kendilerine sadece 15 dakika verilen Filistinliler,
yarım asırdan uzun bir zamandır bu zulümle mücadele ediyorlar.
Son 10 yılda 3.000'e yakın ev yıkıldı. |
Bununla birlikte
İsrail özellikle Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinlilere geçici yerleşim
belgeleri vermekte ve yerleşim süreleri dolan Filistinlilerin yeni
belge çıkarmaları zorlaştırılmaktadır. Bu şekilde Filistin halkı
bölüm bölüm topraklarından çıkarılmaktadır. Yerleşim haklarını kaybeden
Filistinliler bununla birlikte sosyal güvencelerini de kaybetmekte
ve bir nevi sürgüne mahkum edilmektediler. İsrail İçişleri Bakanlığından
alınan bilgiler yalnızca 1996 yılı içerisinde 1.641 Filistinlinin
ailesi ile birlikte Kudüs'te yaşama hakkını kaybettiğini göstermektedir.81
İsrail'in Filistinlileri topraklarından,
evlerinden çıkarma girişimleri 2001 yılında çok büyük bir hızla
hala devam etmektedir. Robert Fisk Kutsal Topraklarda Paskalya:
Aileler Evlerinin Yıkımını Seyrediyorlar başlıklı yazısında
2001 yılının Nisan ayında yaşanan gelişmeleri şu şekilde tarif etmiştir:
... Kutsal günlerden birinde Ortadoğu'da,
İsrail'in Gazze'deki evleri vahşi bir şekilde yıkmasını bir kişi
nasıl açıklayabilir? 35 yaralı var, bir çocuğun bir İsrail topçu
mermisi yüzünden bacağı kopmuş, omuz kemiğine bir şarapnel saplanan
gencin ise sol eli felç olmuş durumda. Sivil vatandaşların evlerine
yapılan böylesine bir saldırı bir trajedi mi yoksa bir savaş suçu
mu?
  
Filistinlilerin, otomatik silahlarla evlerini yıkmaya gelen
İsrail askerlerine itiraz etmeye hakları yoktur. Tek yapabildikleri
alabildikleri kadar eşya almak ve canlarını kurtarmaktır. |
İsrail ordusu büyük bir yalan söyleyerek
Rafah'taki Filistinlilerin evlerinin yıkımını sadece "bir mühendislik
işi için" olduğunu bildirdi. Tankların ve buldozerlerin yıktığı
evlerde kimsenin oturmadığını duyurdu. Ancak bu kesinlikle doğru
değildi, çünkü bu kulübelerin üzerindeki büyük müstakil evlerde
yaşayan İsrailliler bunu çok iyi biliyorlardı. Cumartesi günü zırhsavar
mermilerle en yakındaki apartman bloklarını vurdular ve hatta 300
metre ilerideki açık bir marketi de. Bu yüzden yüzlerce erkek kadın
ve çocuk çığlıklar atarak civar sokaklara koşuştular. Batı medyası
ise olayı küçümsemekle meşguldu... Filistinli Sabah Zaanoun "Tüm
bunlar, İsraillilere göre geçen hafta Han Yunus'da yıkılan 30 evde
olduğu gibi 'güvenlik' adı altında yapılıyor." diyor.82
Buraya kadar incelediğimiz tüm olaylar
ve ortaya konan tüm bilgiler açık bir gerçeği gözler önüne sermektedir:
Filistin'de yaşanan bunca zulmün ana hedefi Müslümanlardır. Ve Filistin
halkı yalnızca Müslüman oldukları, "Rabbimiz Allah'tır"
dedikleri için yurtlarından sürülmüşlerdir. Ve yine bu nedenle yok
edilmeye çalışılmaktadırlar. Bunun karşılığında Filistinli Müslümanların
yaptığı ise binlerce yıldır sahip oldukları ve tüm Müslüman alemine
miras bırakılmış olan kutsal toprakları korumaya çalışmaktan başka
birşey değildir. Üstelik bu, Filistinli Müslümanlar kadar dünyanın
dört bir yanında yaşayan tüm Müslümanların sorumluluğudur. Bu manzara
karşısında vicdan sahibi tüm insanların, en başta Kuran ahlakını
bilen ve yaşayan Müslümanların üzerine çok büyük sorumluluklar düşmektedir.
Bu topraklara bizi bağlayan manevi değerlerin yanı sıra, tüm dünyanın
gözü önünde cereyan eden bu zulüm sistemi, ancak samimi Müslümanların
çabaları ile son bulabilir.
| W.REPORT,
12.97 |
BORNEO
BULLETIN, 25.8.01 |
İsrail Devleti'nin ev
yıkımları, Borneo Bulletin dergisindeki haberde "İsrail
Diş Biliyor" ifadesi ile yer almaktadır (üstte sağda). Washington
Report dergisinin kapağında ise "Filistin'in Yıkılmış Evleri
ve Umutları" şeklinde bir başlık yer almaktadır (yukarıda).
Aynı dergide 1998 yılında yayınlanan bir haberde ise İsrail
kuvvetlerinin el koyma olaylarını protesto eden Filistinlilere
ateş açtığı gündeme getirilmiştir (altta). |
Batı Dünyası Yaşananları
Görmezlikten Geliyor
İsrail'in terör politikasını incelerken
vurgulanması gereken önemli bir nokta daha vardır. Bu kadar büyük
katliamlar, cinayetler, sürgünler yaşanırken dünya neden sessiz
kalmaktadır? Bunun nedeni İsrail'in ve Yahudi Lobisi'nin, dünya
basın yayın organlarının büyük çoğunluğu üzerindeki etkisidir.
Bu öylesine büyük bir etkidir ki, Filistin'de
yaşananları aktaran haberler, elden geldiğince İsral'i korumaya
yönelik bir üsluba ve kelime dağarcığına sahiptir. Örneğin pek çok
önde gelen gazete ve televizyonda, Filistin ile ilgili haberler
aktarılırken, 'İsrail'in işgal ettiği topraklar' veya 'işgal altındaki
topraklar' sözüne kolay kolay rastlayamazsınız. Aynı şekilde İsrail
saldırılarından bahsedilen haberlerde, mutlaka 'İsrail'in misillemesi'
sözlerine rastlarsınız. Bu okuyuculara, 'Önce Filistinliler saldırdı,
İsrail ise sadece kendini korumak amacıyla karşı saldırıda bulunuyor'
mesajını verebilmek içindir.
Yine, Batı medyasında en sık rastlanılan
cümlelerden biri de, İsrail askerlerinin öldürdüğü Filistinli çocuklardan
bahsedilirken 'Karşılıklı ateş sırasında Filistinli çocuk öldü'
haberidir. Bu da 'eğer Filis tinliler saldırgan bir tutum izlemeseydi,
bu çocuklar ölmeyecekti' mesajını taşır. Hatta İngiliz The Independent
gazetesinin Ortadoğu temsilcisi Robert Fisk, İsrail söz konusu
olduğunda 'karşılıklı ateş' kelimesinin ne anlama geldiğini şöyle
vurgular: "Ne zaman çatışma kelimesini okusam hemen kaleme
sarılırım. Ortadoğu'da bu her zaman İsraillilerin masum bir çocuğu
öldürdükleri anlamına gelir."83 Batı
medyasına göre Filistinliler hep 'karşılıklı ateşte' ölmektedir.
Bu ise, İsrail keskin nişancılarının Filistinlileri öldürmek kastıyla
hedef alıp ateş ettikleri gerçeğini gizlemek amaçlıdır.
Bu etki günümüzde pek çok siyaset bilimci
ve Ortadoğu uzmanı tarafından dile getirilmektedir. Filistin halkının
yaşadıklarını ve İsrail'in vahşetini görmezden gelen, İsrail'i masum
göstermeye çalışan bu anlayış Amerika başta olmak üzere, hemen her
ülkede geçerlidir. Robert Fisk, 'I Am Being Vilified
for Telling the Truth About Palestinians' (Filistinliler Hakkında
Doğruları Söylediğim İçin Kötülendim) başlıklı bir makalesinde
bu konuyu şöyle açıklar:
 
Filistin sokakları "Tüm Arapları
Öldür" yazılarıyla kuşatılmış. |
İster akademik çevreden olsun,
ister analizci veya gazeteci olsun İsrail'i eleştirmeye cesaret
eden herkes tacizlerden ve apaçık tehditlerden payını almıştır.
Örneğin Columbia Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapan başarılı
Filistinli akademisyen Edward Said. Kendisi sırf Filistinlilerin
yaşadığı tarihi trajediyi, İsrail'in yıllardır süren işgalleri boyunca
yaptığı zulmü ve Oslo "Barış" Antlaşması'nın iflasını gündeme getirdiği
için, Amerika'daki Siyonist Organizasyon tarafından görülmemiş biçimde
taciz edilmekte, Columbia Üniversitesi'ndeki profesörlük görevinden
kovulması için büyük bir lobi faaliyetine maruz kalmaktadır… Çağımızın
en büyük felsefecilerinden ve kendisi de bir Yahudi olan Noam Chomsky
de İsrail işgali hakkındaki gerçekçi yorumları ve Amerika'nın İsrail'i
kayıtsız şartsız destekleyen tutumuna getirdiği eleştirisel bakışı
yüzünden şu anda hiç olmadığı kadar pervasız bir tacizle karşı karşıyadır…
Şu anda Amerika'da Ortadoğu hakkında o kadar yanlı bir politika
uygulanmaktadır ki, sadece bir iki gazete İsrail'in bakış açısını
yansıtmayan bir haber yapabilir. Hiçbir zaman New York Times'da
Chomsky'nin yazısına rastlayamazsınız. Orlando Sentinel
yazarlarından Charlie Reese son yazılarından birinde bu durumu "Amerikalılar
kendi bağımsızlıklarını kazanana kadar Filistinliler kendi bağımsızlıklarına
kavuşamayacaklardır" sözleri ile çok iyi ifade etmiştir.
… Dahası şu anda basının İsrail'in
kurallarına uyma zorunluluğu uluslararası bir boyut kazanmıştır.
Basın, açık açık işgal edilmiş durumdadır. Filistin topraklarından
bahsetmek yerine İsrail'in Filistinliler tarafından kuşatılmış olduğunu,
Filistinlilerin kendileri mağdur olmasına rağmen Filistinlilerin
bu zulümden sorumlu olduğunu, Arafat'a kendi topraklarının %94'ü
yerine %60'ı teklif edilmesine rağmen Camp David'de kendisine verilen
iyi bir fırsatı geri teptiğini, İsrail kuvvetlerinin niye o kadar
Filistinli çocuğu öldürdüğünü sorgulamak yerine Filistinlilerin
kendi çocuklarını bu yolda kurban ettiklerini yazmaya zorlanıyorlar.84
Robert Fisk'in de ifade ettiği gibi
Batılı medya kuruluşlarının büyük bir bölümü konu İsrail olduğu
zaman yalan haber vermekten çekinmemektedir. Gerçekler özenle gizlenmektedir.
İsrail'in eylemleri, katliamlar, cinayetler, bombalamalar, işgaller,
sürgünler ve zulmün yüzlerce çeşiti Batılı medya organlarında ya
göz ardı edilmekte ya da İsrail'i elden geldiğince suçsuz gösterebilecek
bir üslupta aktarılmaktadır. İsrail halen Birleşmiş Milletler kararlarına
aykırı bir biçimde, kendisine ait olmayan toprakları işgal altında
bulunduran mütecaviz bir devlettir; oysa dünya kamuoyuna 'Ortadoğu'da
barışın ve istikrarın temsilcisi' gibi gösterilmektedir.
Robert Fisk, Aksa İntifadası'nın başladığı
tarihlerde, şahit olduğu yalan haberler ve yanlış bilgilendirmeler
karşısında şu soruyu sormaktan kendisini alıkoyamamıştır: "Neden
hep aynı yalanlarla kuşatılıyoruz? Muhabirler tarih kitabı okumuyorlar
mı, ya da en azından geçen Arap-İsrail Savaşı sırasında ne yazdıklarını
onlara hatırlatacak dosyaları da mı yok? Kullandıkları alıntılar,
gösterişli ve klişeleşmiş sözler bile aynı…"85
İsrail'in terörü şiddetlendirdiği dönemde
dahi Batı basını açıkça İsrail'den yana tavır almış, insanlık dışı
katliamları gündeme alacak kadar kayda değer görmemiştir. Hatta
bazı gazeteler İsrail'in sözcüsü gibi davranmış, köşelerini bizzat
katliamları yapanlara açmış, sayfalarında İsrail yanlısı röportajlar
yayınlamıştır. Noam Chomsky, sonradan İsrail Başbakanlığı koltuğuna
oturacak olan eski "Lübnan Kasabı" Ariel Şaron'un, New York
Times tarafından "terör uzmanı" gibi gösterilişini şöyle anlatmaktadır:
New York Times, terörün
nasıl önleneceği konusunda görüşlerini almak üzere bir uzmanı davet
etti. Uzmanın New York Times'de yazdığı yazının başlığı
'Terörist Caniyi Ezmenin Zamanı Geçiyor' idi. Yazı "(İsrailli) Masum
insanların katledilmesini durdurun" türünden laflarla bezeliydi.
Gazetede yazarın adı yerine sadece "İsrail Ticaret ve Sanayi Bakanı"
ibaresi vardı. Bu kişi Ariel Şaron'du.86 Şaron'un
1950'lere kadar uzanan terörist kariyeri; 1953'de Kibya'da 69 köylünün
ve El Burej mülteci kampında 20 kişinin katledilmesi; 1970'lerde
Gazze ve kuzeydoğu Sina'daki terör operasyonları (ki bu operasyonlarda
Yahudilere yerleşim alanı açmak üzere on binlerce çiftçi çöle sürüldü
ve çiftlikler buldozerlerle yerle bir edildi); FKÖ'nün diplomasisinin
yarattığı tehditi yok etmek üzere Lübnan'ı işgali ve Sabra ve Şatilla
benzeri sayısız katliam olaylarının tamamını kapsamaktadır... Böyle
bir ahlaki ve entelektüel bir atmosferde dünyanın en büyük gazetesinin
Ariel Şaron'u bizlere akademik bir kişi olarak takdim etmesi şaşırtıcı
olmasa gerek!87
Batılı medya kuruluşlarının çoğu, Filistin'de
yaşananlarla ilgili bir haber yaparken çok basit bir yöntem izlerler.
İsrail'in resmi açıklamalarını alır, İsrail Başbakanının yorumuna
yer verir ve İsrail kaynaklı ajanslardan gelen görüntülerle haberi
süslerler. Üç yıla yakın bir süre Amerika Başkanlarından Lyndon
Johnson'ın basın danışmanlığını üstlenmiş ve dünyanın dört bir yanındaki
gazetelerde köşe yazarlığı yapmış olan onur ödüllü Ortadoğu uzmanı
Grace Halsell bir makalesinde, Batı medyasının İsrail'de yaşananları
ne şekilde aktardığını şu şekilde ifade eder:
Filistinlilerin ağlama duvarında ibadet
eden Yahudilere saldırdığı şeklindeki habere, tüm Batı medyası istisnasız
olarak İsrail'in "resmi" açıklaması şeklinde yer verdi. Halbuki
görgü tanıkları, Filistin ve İsrail insan hakları grupları ve üç
video kaset, İsrail'in bu görüşünün yanlış olduğunu ortaya çıkardı.
Tüm geçerli kanıtlar Arapları destekliyor, İsrail polisinin
çatışmayı başlattığını ve Filistinlileri soğukkanlılık ile öldürdüğünü
gösteriyordu. 9 Kasım'da, BM Güvenlik Konseyi temsilcileri
bu video kasetlerden birini inceledi. Sovyet büyük elçisi Yuli M.
Vorontsov, filme alınan belgelerle İsrail'in "çatışmayı Filistin
başlattı" iddiasını çürüttü. Buna rağmen İsrail komisyonu, resmi
tezi destekledi ve Filistinlileri öldüren kişiyi İsrail Polis Teşkilatı
içinde tam yetkili bir kumandan olarak atadı. Bu kişi yalnızca mevki
olarak yükselmekle kalmıyor, maaşı da artıyordu. Diğer polislere
Filistinlileri öldürmenin "kazançlı" olduğu yönünde resmi bir imaydı
bu... Dahası, İsrail'de oturan Amerikan medyasından birkaç düzine
yazarın hiçbiri bu saldırıları anlamak ve rapor etmek için girişimde
bulunmamıştı. Hiçbir araştırma yapmamış ya da çok az araştırma yapmışlardı.
Daha çok İsraillilerin kendilerine bildirdikleri "resmi" açıklamaları
aynen kabul etmişlerdi.88
Ancak hiç unutulmamalıdır ki, Filistin'deki
bu büyük zulmü bizzat yapanlar kadar, bu zulme sessiz kalarak destek
olanlar ya da üstü kapalı bir şekilde arka çıkanlar da çok büyük
bir sorumluluk yüklenmektedirler. Allah "... Yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı
da onlar içindir." (Rad Suresi, 25) ayetiyle yeryüzünde bozgunculuk
yapanların ahirette mutlaka hüsranla karşılaşacaklarını haber vermiştir.
 |
|
|
68- Human Right Watch, 1999
raporu
69- Human Right Watch,
1999 raporu
70- Ahmet Varol, Filistin
Tutuklularının Durumu İçler Acısı, www.vahdet.com.tr
71- Robert Fisk, Khiam
Jail, Where Torture is Routine and By Remote Control, The Independent,
20 Mayıs 2000
72- Ian Gilmour, Israel's
Terrorists, The Nation, 21 Nisan 1997 
73- Gideon Levy, Contorted
Bodies and Twisted Minds, Ha'aretz, 7 Eylül 1999
74- Noam Chomsky, Dünya
Düzeni: Eskisi Yenisi, Metis Yayınları, Nisan 2000, s 375
75- Davar Gazetesi,
5 Mart 1993
76- Noam Chomsky, Dünya
Düzeni: Eskisi, Yenisi, sayfasına bakılacak
77- Sara Roy, "Seperation
or Integration, Middle East Journal, 48.I, Kış 1994
78- Rachelle Marshall,
Palestinians Come Under Siege as They Struggle for Independence,
The Washington Report, Ocak-Şubat, 200,1 Sf 6-8
79- Kerim Balcı, Otobüsteki
Adam, Zaman, 4 Mart 2001
80- Akit Gazetesi,
23 Haziran 2000
81- Akit Gazetesi,
23 Haziran 2000
82- Robert Fisk, Easter
in the Holy Land: Families Watch as Their Homes are Destroyed, The
Independent, 26 Nisan 2001
83- Robert Fisk, Where
'Caught in Crossfire' Leave No Room For Doubt, The Palestine Chronicle
Online, www.palestinechronicle.com 
84- Robert Fisk, I
Am Vilified for Telling The Truth About Palestinians, The Washington
Report on Middle East Affairs, Ocak-Şubat 2001
85- Robert Fisk, Truth
is Victim As the Same Old Double Standards Prevail, The Independent,
20 Ekim 2000
86- New York Times,
30 Eylül 1986
87- Noam Chomsky, Harold
H. Saunders, Temel Demirer, Yücel Demirer, Özgür Orhangazi, Gökçer
Özgür, Terör Ne? Terörist Kim? (Avrupa, Asya ve Ortadoğu) Cilt:
II, Mart 2000, Ütopya Yayınevi, s. 46
88- Grace Halsell,
The Hidden Hand of the "Temple Mount Faithful, The Washington Report
on Middle East Affairs, Ocak 1991
|