1920'lerde 100 binde
kalan göçmen sayısı, resmi kayıtlara göre 1930'larda 232 bine ulaştı.19
1939'a gelindiğinde toplam 1,5 milyon olan Filistin nüfusunun 445
bini Yahudi idi. Bundan yirmi yıl önce %10'dan daha az olan nüfus
oranı, 1939'da %30'a ulaşmıştı. Nüfusla birlikte Yahudi yerleşim
alanları da büyük bir hızla genişledi. 1939'da Yahudilerin sahip
oldukları toprak miktarı 1920'li yıllarla kıyaslandığında iki katına
çıkmıştı.
| YIL |
GÖÇ
EDEN YAHUDİ SAYISI |
| |
5.514 |
| |
9.149 |
| 1922 |
7.844 |
| 1923 |
7.421 |
| 1924 |
12.856 |
| 1925 |
33.801 |
| 1926 |
13.081 |
| 1927 |
2.713 |
| 1928 |
2.178 |
| 1929 |
5.249 |
Balfour Deklarasyonu'nun
resmen açıklanması ile birlikte Filistin topraklarına yoğun
bir Yahudi göçü başlamıştır. Yandaki tablo 1920-1929 tarihleri
arasında Filistin'e göç eden Yahudilerin sayısını göstermektedir.
Bu süre içinde yaklaşık 100 bin Yahudi Filistin'e giriş
yapmıştır.
British Government, The
Political History of Palestine under the British Administration,
Palestine Royal Commision Report, Cmd. 5479, 1937, sf. 279 |
 
Siyonist liderler tarafından organize edilen illegal göçler,
tüm engellere rağmen Filistin topraklarına ulaşmayı başarıyordu. |
1947 yılına gelindiğinde
ise Filistin'de 630 bin Yahudi, 1 milyon 300 bin Filistinli vardı.
BM tarafından Filistin'in taksim edildiği 29 Kasım 1947'den İsrail
Devleti'nin kurulduğu 15 Mayıs 1948'e kadar Siyonist
terör örgütleri, Filistin topraklarının dörtte üçünü ele geçirdi.
Bu esnada Filistin köylerine yapılan baskınlar ve katliamlar sonucunda
500 kadar kent, kasaba ve köyde yaşayan 950 bin Filistinli'nin sayısı
138 bine düştü. Bunların bir bölümü öldürülmüş, bir bölümü de sürgün
edilmişti.20
| YIL |
GÖÇ
EDEN YAHUDİ SAYISI |
| |
4.944 |
| |
4.075 |
| 1932 |
9.553 |
| 1933 |
30.327 |
| 1934 |
42.359 |
| 1935 |
61.854 |
| 1936 |
29.727 |
| 1937 |
10.536 |
| 1938 |
12.868 |
| 1939 |
16.405 |
Filistin topraklarına
Yahudi göçü, İngiliz Mandası dönemi boyunca tüm hızıyla
devam etti. Siyonist örgütlerin yürüttüğü yoğun çabalar
neticesinde 1930-1939 yılları arasında 232 bin Yahudi daha
Filistin topraklarına yerleştirildi.
British Government,
The Political History of Palestine under the British Administration,
Palestine Royal Commision Report, Cmd. 5479, 1937, sf. 279 |
Ünlü İsrailli
revizyonistlerden Ilan Pappe, 1948'lerde İsrail'in izlediği işgal
politikasını anlatırken, Arapları Filistin'den sürmek için yazılı
olmayan gizli bir Siyonist planın varlığından söz eder. Buna göre
kendi istekleri ile topraklarını Siyonistlere bırakmayan veya onlara
teslim olduklarını gösteren beyaz bayrağı çekmeyen kasabalar, Siyonist
askeri birlikleri tarafından işgal edilecek, yıkılacak ve yerli
halk yurtlarından sürülüp çıkarılacaktır. Bu karar uygulanmaya başlandıktan
sonra sadece 4 kasaba beyaz bayrak çekmeye fırsat bulmuştur, diğer
tüm kasaba ve köyler silah zoru ile boşaltılmıştır21.
Bu şekilde 1948-49 yılları arasında yaklaşık
400 Filistin köyü haritadan silindi. Filistinlilerin geride bıraktıkları
mallarına ise "Ülke Dışında Yaşayan Mal Sahiplerinin
Mülkleri Yasası" ile Yahudiler tarafından el konuldu.
1947'den önce Filistin topraklarının %6'sına sahip olan Yahudiler,
İsrail Devleti resmen kurulduğunda tüm toprakların yaklaşık %90'ını
ele geçirmişlerdi.22

Sağdaki resimde 1930 yılında Filistin'e
göç eden Yahudiler görülmektedir. Üstteki resim ise 1947'de
gelen Yahudileri göstermektedir. Filistin halkı henüz bu
göçlerin gelecekte nelere sebep olacağını tam olarak anlayamadan,
bölgedeki nüfus oranı Yahudiler lehine değişmişti bile. |
The immigration program organized
by Zionist leaders was put into action with surprising speed,
starting in the early 1900s. Jews immigrating from North
Africa, the USSR, and various Middle Eastern countries shifted
the population ratio in Palestine in favor of the Jews. |
Gelen her Yahudi kafilesi, Müslüman
Filistin halkı için yeni bir zulüm, baskı ve şiddet anlamı taşıyordu.
Çünkü Siyonist örgütler yeni gelenleri yerleştirmek için Filistin
halkını asırlardır yaşadıkları topraklarından baskı ve zor kullanarak
sürüp çıkartıyorlar ve onları çölde yaşamaya mahkum ediyorlardı.
Göçmen Dairesi Başkanı Joseph Weitz, 1940'da yaptığı bir konuşmada
Siyonistlerin Filistin halkına bakış açısını şöyle dile getirmişti:
Şu anda bu topraklar üzerinde iki ayrı
halka yer yoktur. Araplar varken bu ülkede bağımsız bir halk olarak
var olmamız mümkün değildir. Tek çözüm Büyük İsrail'dir, en azından
batı bölgesinde hiç Arap bulunmayan bir Büyük İsrail. Ve bunun için
Arapları komşu ülkelere sürmek dışında başka hiçbir seçenek yoktur.
Hepsini sürmeliyiz, Arapların olduğu tek bir kasaba, tek
bir köy bile kalmamalı, hepsini Irak'a, Suriye'ye ve Transjordan'a
(bugünkü Ürdün) sürmeliyiz.23
I. Dünya Savaşı'nın ardından
Filistin topraklarının İngiltere'nin denetimine geçmesiyle
bölgeye yoğun bir Yahudi göçü oldu. Bu göç bölgede tansiyonun
gittikçe yükselmesine neden oldu. Bu dönemde Filistin
topraklarının Yahudiler ve Araplar arasında nasıl paylaştırılacağı
konusunu çözmek amacıyla çeşitli komisyonlar kuruldu.
İngiltere'nin Hindistan'dan sorumlu eski Dışişleri Bakanı
Lord Earl Peel'in başkanlığını yaptığı 'Peel Komisyonu'
ve Amerikan-İngiliz ortaklığından oluşan 'Morrison-Grady
Komisyonu' bunlar arasında en tanınanlarıydı. Peel Komisyonu,
İngiliz mandasının kalkmasını ve bölgenin iki halk arasında
bölünmesini öngörüyordu. Sadece Hayfa ve Kudüs İngiltere'nin
denetimine bırakılacak ve uluslararası denetime açık olacaktı.
Morrison-Grady Planı ise, Filistin topraklarını dört ayrı
kantona bölmeyi öneriyordu. Bu planları yapanların göz
ardı ettikleri çok önemli bir gerçek vardı: Paylaştırmaya
çalıştıkları topraklar asırlardır Müslümanların toprağıydı
ve onlar istemedikçe ana vatanlarını kimsenin paylaştırmaya
hakkı yoktu.
|
Dönemin
Tel Aviv Belediye Başkan adayı General Shlomo Lahat'ın seçim kampanyasını
yürüten Heilburn ise, "Filistinliler bu topraklarda
köle olarak yaşamayı kabul edinceye kadar katliamı sürdürmeliyiz"
diyordu.24
İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte hızlanan Yahudi akınları,
Filistin halkının daha da bilinçlenmesine ve bu haksız uygulamaya
karşı direnişe başlamalarına neden oldu. Ancak yapılan her direniş
hareketi, İngiliz kuvvetleri tarafından oldukça şiddetli bir şekilde
bastırıldı. Filistin halkı bir yandan Siyonist terör örgütlerinin,
diğer yandan İngiliz askerlerinin baskısı altında kalıyor, çift
taraflı bir kuşatma altında tutuluyordu.
İngiliz mandası döneminde bağımsızlıkları için mücadele eden 1.500'den
fazla Müslüman, İngiliz askerleri tarafından düzenlenen saldırılarda
öldürüldü. Bu dönem boyunca pek çok Filistinli, Yahudi işgaline
karşı geldikleri için yine İngiliz Mandası tarafından gözaltına
alındı. İngiliz yönetiminin baskısı, Filistinli Müslümanlar
açısından oldukça zorlu günler yaşanmasına sebep oluyordu. Ancak
Siyonist örgütlerin estirdiği terör, İngilizlerin katılığı ile kıyaslanamayacak
kadar acımasızdı. Özellikle İngiliz mandasının sona ermesiyle birlikte
patlak veren Siyonist vahşet, köylerin basılıp yakılmasını,
çocuk, kadın, yaşlı denilmeden masum halkın kurşuna dizilmesini,
masum insanlara inanılmaz işkenceler uygulanmasını, kadınlara ve
kız çocuklarına tecavüz edilmesini içeriyordu.
Bu zulme ve baskıya dayanamayan yaklaşık 850 bin Filistinli Müslüman,
1948'de evlerini ve yurtlarını geride bırakarak Batı Şeria ile Gazze
Şeridi bölgesine ve Lübnan ve Ürdün sınırına yerleşti. Bugün hala
bu bölgelerdeki mülteci kamplarında yaşayan Filistinlilerin sayısı
yaklaşık bir milyondur. Toplam 3.5 milyon Filistinli ise vatanlarından
uzakta mülteci olarak yaşamlarını sürdürmektedir.
Hızla artan Yahudi göçünü protesto
etmek için gösteri yapan Filistinlileri engellemek isteyen
İngiliz polisi çok sert müdahalelerde bulunuyordu. 1933
yılında Yafa'da yaşanan bu çatışmanın ardından da çok sayıda
Filistinli hayatını yitirdi (30 kişi), birçok kişi ağır
yaralandı (200 kişi). |
Günümüzde mülteci kamplarındaki
Filistinliler, en temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmakta,
elektriği ve suyu İsrail izin verdiği müddetçe kullanabilmekte,
geçimlerini sağlayabilmek için kilometrelerce yol gidip oldukça
düşük maaşla çalışmaktadırlar. İşlerine gitmek veya yakın bir mülteci
kampında yaşayan akrabalarını ziyaret etmek için yola çıkan Müslüman
halk için 10-15 dakikadan uzun sürmeyecek yolculuklar tam bir kabusa
dönüşmektedir. Çünkü sık aralıklarla kurulmuş olan kontrol noktalarında
Filistinliler sürekli kimlik kontrolünden geçmekte ve her kontrolde
sözlü ve fiili tacize uğramakta, hor görülüp, aşağılanmaktadırlar.
Müslüman halk için pasaportları olmadan bir noktadan bir noktaya
ulaşmak mümkün değildir. Üstelik İsrail askerleri zaman zaman 'güvenlik'
gerekçesiyle yolları kapadığı için çoğu zaman işlerine, gitmek istedikleri
yerlere ve hatta hasta olmalarına rağmen hastaneye bile gidememektedirler.
Tüm bunların yanı sıra mülteci kamplarında yaşayan halk her gün
bombalanma, öldürülme, yaralanma veya tutuklanma korkusu içinde
hayatına devam etmektedir. Çünkü sadece yukarıda saydığımız koşular
değil, kampların çevresindeki fanatik Yahudilerin bulunduğu yerleşim
birimleri de Müslüman halk için ciddi bir tehdit unsurudur. Müslüman
halk sık sık bu birimlerde yaşayan fanatik Yahudilerin silahlı saldırılarına
veya tacizlerine maruz kalmaktadır.
Elbette bir insanın yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalması ve
yurdundan sürülüp çıkarılması, beraberinde pek çok zorluğu da getirmektedir.
Ancak bu Allah'ın bir sünnetidir. Tarih boyunca pek çok Müslüman
topluluk inkarcılar tarafından türlü baskılara, işkencelere ve tehditlere
maruz kalmış, yurtlarından sürülmüştür. Bir ülkede iktidarı ele
geçiren zalim yöneticiler veya kavimler, sadece iman ettikleri veya
farklı bir soydan geldikleri için masum halkları yurtlarından sürüp
çıkarmışlardır. Müslümanların yaşadığı pek çok ülkede olduğu gibi,
Filistin halkı üzerinde de Kuran ayetleri tecelli etmektedir. Ancak
Allah her zaman sabreden ve yaşadığı zorluklara rağmen yılgınlığa
kapılmayıp güzel ahlak gösterenlerin yardımcısıdır. Allah ayetinde
şu şekilde buyurur:
... İşte, hicret edenlerin, yurtlarından
sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin,
mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar
akan cennetlere sokacağım. (Bu) Allah Katından bir karşılık (sevap)tır.
(O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun Katındadır."
(Al-i İmran Suresi, 195)
 
"Herkes bir eliyle çalışırken,
diğer eliyle silah tutacak" sloganıyla eğitilen Yahudi göçmenler,
kısa sürede Siyonist mücadeledeki yerlerini aldılar. Kimi
"Kudüs Bizimdir" yazılı pankartlarla protesto gösterileri
düzenlerken, kimileri de Filistin köylerini bombalıyordu... |
Dolayısıyla er ya da geç tüm Filistin halkının
huzur, güvenlik, barış ve kardeşlik içinde yaşayacağı günler gelecektir.
Bu ise ancak Kuran ahlakının insanlar arasında yaygınlaşmasıyla
mümkün olacaktır. Çünkü Kuran'da insanların hayır yapmak için birbiriyle
yarıştığı, barışı savunduğu, affedici ve hoşgörülü olduğu, sevgiyi,
saygıyı ve merhameti ön planda tuttuğu bir ahlak tarif edilmektedir.
Kuran ahlakının yaşandığı bir ortamda şiddetin, kavganın, çatışmanın
barınması mümkün değildir. Dahası, Kuran ahlakı hakkıyla yaşandığında,
Müslümanların arasındaki dayanışma artacak ve zulme karşı hep birlikte
fikri mücadele etme gücüne kavuşacaklardır. Bu nedenle Kuran ahlakının
yaşanması, yalnızca Filistin'de değil, dünyanın dört bir köşesinde
yaşanan zülümlerin de sona ermesinin yolunu açacaktır. Burada bizlere
düşen sorumluluk ise bu ahlakın yaygınlaşması için göstereceğimiz
çabadır.
Filistinli mültecilerin uzun yıllardır yaşadıkları acı ve sıkıntıları
kitabın ilerleyen bölümlerinde daha yakından inceleyeceğiz. Ancak
buna geçmeden önce Siyonizmin, Müslüman halkı yurtlarından sürmek
için kullandığı terör yöntemlerine, yani 'Siyonist terör'e yer vereceğiz.
| Öyleyse hayırlarda
yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir.
Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir...
(Bakara Suresi, 148) |
19- RIIA, Great Britain and Palestine, sf. 61
20- Noam Chomsky, Harold H. Saunders, Temel Demirer,
Yücel Demirer, Özgür Orhangazi, Gökçer Özgür, Terör Ne? Terörist Kim?
(Avrupa, Asya ve Ortadoğu) Cilt: II, Ütopya Yayınevi, Mart 2000, s
276
21- Badouin Loos, An Interview With Ilan Pappe, 29
Kasım 1999, www.msanews.mynet.net
22- Noam Chomsky, Harold H. Saunders, Temel Demirer,
Yücel Demirer, Özgür Orhangazi, Gökçer Özgür, Terör Ne? Terörist Kim?
(Avrupa, Asya ve Ortadoğu) Cilt: II, Ütopya Yayınevi, Mart 2000, s
276
23- Uri Davis, Israel: An Apartheid State, Zed Books,
Londra, 1987, Giriş Bölümü
24-Noam Chomsky, Harold H. Saunders, Temel Demirer,
Yücel Demirer, Özgür Orhangazi, Gökçer Özgür, Terör Ne? Terörist Kim?
(Avrupa, Asya ve Ortadoğu) Cilt: II, Ütopya Yayınevi, Mart 2000, s
277
|