| Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin İsrail'i
sert bir dille eleştirdikleri bu dönem, Amerika'nın geç de olsa
bölgeye elçisini göndererek olaylara müdahale etmesi ile çatışmalara
ara verilmesi için gerekli olan ilk adımın atılması ile son buldu.
İsrail tankları, arkalarında harap edilmiş bir bölge bırakarak Filistin
topraklarından çekilmeye başladı ve iki taraf arasında güvenlik
görüşmelerine geçildi.
Bu kısa süreli çekilme zarfında barışın sağlanabilmesi
için yapılan önemli girişimlerden birisi Suudi Prensi Abdullah'ın
New York Times gazetesinde yayınlanarak gündeme gelen barış
planı olmuştur. Buna göre Prens Abdullah, İsrail'in (daha önceki
BM kararlarının da öngördüğü gibi) 1967 öncesindeki sınırlara çekilmesi
karşılığında, Arap ülkelerinin İsraille ilişkilerini normalleştirebileceklerini
söyledi. Bu teklif Filistinlilerin çoğunluğu tarafından da olumlu
karşılandı. Ne var ki gerek İsrail gerekse Filistin tarafında yer
alan bazı radikal unsurlar, bu barış planının hayata geçirilmesini
sabote ettiler.

Suudi Arabistan Prensi Abdullah |
Dolayısıyla da İsrail tanklarının geri çekilmesi,
İsrail ordusu için adeta bir zaman kazanma süreci oldu. Bir iki gün
içinde yeni ve daha kapsamlı bir işgal başladı, bu sefer hedef yine
Batı Şeria ve özellikle de Yaser Arafat'ın karargahının bulunduğu
Ramallah'tı. Arafat'ın karargahını kuşatma altına alan, Filistin liderini
neredeyse tek bir odaya zapteden bu operasyon masum Filistin halkına
da büyük zarar verdi. Üstelik İsrail ordusu sadece Ramallah'ı işgal
etmekle kalmadı, Batı Şeria bölgesindeki diğer Filistin şehirleri
de teker teker İsrail tarafından ele geçirildi. İşgal edilen şehirlerin
elektrikleri kesildi, elektrik kesintisi bir süre sonra su kesintilerine
neden oldu. Sokağa çıkma yasağının olduğu bu bölgelerde, yiyecek stokları
tükenen insanlar açlık tehlikesi ile karşı karşıya kaldılar. Hastaların,
çocukların ve yaşlıların son derece zor koşullarda yaşamlarına devam
etmeye çalıştıkları bu ortamda, yaşları 14-50 arasında olan neredeyse
tüm erkekler de İsrail askerleri tarafından tutsak alındı. İsrail
askerlerinin girdiği Filistin güvenlik güçlerine ait binalardaki görevliler
ise teslim olmalarına rağmen başlarından vurularak öldürüldüler. Filistin
halkının dünya ile bağlantısını kesebilmek için işgalden bir iki gün
sonra bu bölgeler "kapalı bölge" ilan edildi. İsrail'in
amacı yapılan zulmün dünya tarafından duyulmasına engel olabilmekti.

 |
Buna rağmen dünya televizyonlarına Filistin'de hakim olan dehşetle
ilgili pek çok görüntü yansıdı. Başlarından tek kurşunla vurulmuş
olan Filistinliler, elleri ve gözleri bağlanmış ve meçhule götürülen
esirler, mum ışığında dünyaya seslenen bir devlet başkanı, ıssız
ve karanlık Filistin sokakları, İsrail askerlerinin baskınına uğrayan
hastaneler, İsrail tankları tarafından vurulan rahipler ve rahibeler
ve masum Filistin halkına "canlı siper" olmak için bu
topraklardan çıkmayı reddeden sivil toplum örgütü üyelerini gösteren
anlar tarihe geçecek görüntüler arasındaydı. Bölgede mahsur kalan
gazetecilerin dünyaya aktardığı bilgiler Ramallah'da ve işgal edilen
diğer şehirlerde bir katliam yaşandığını göstermekteydi. İlk önce,
Ramallah'da hastanelerin morgları dolduğundan, bir kişilik bölmeye
iki ceset konulmaya başlandı. Daha sonra ise bölgeden, katledilenler
için toplu mezarlar yapıldığı haberi geldi. Tulkarem, Beytüllahim,
Kalkilya gibi yerler de tam anlamıyla kan gölüne döndü. Hz. İsa'nın
doğduğu topraklar olarak kabul edilen Beytülllahim'de pek çok Filistinli
tek çareyi kiliselere sığınmakta buldu. Ne var ki İsrail ordusu
için bu da bir engel değildi, çünkü bölgeden gelen haberler kiliselere
de ateş açıldığını hatta Hıristiyan din adamlarının öldürüldüğünü
bildirmekteydi.


İsrail kıyımından korkan Filistinli
erkekler için tek kurtuluş yolu -genelde hiçbir suçları olmadığı
halde- teslim olmaktır. Ancak teslim olmaları bile çoğu zaman
yaşamlarını kurtarmak için yeterli olmaz. Yukarıdaki resimde
teslim olmalarına rağmen başlarından vurularak öldürülen Filistinliler
görülmektedir. |
İnsanlık dışı bu işgalin acımasızlığının bir diğer
göstergesi de bölgede faaliyet göstermek isteyen sivil toplum örgütü
üyelerine ve gazetecilere yönelik tutumdu. İsrail yönetimi bölgede
görev yapan gazetecileri zorla buradan çıkardı, bir kısmı bölgede
rehin kaldı, kalanlar arasında İsrail kurşunları ile hayatını kaybedenler
oldu. Sivil toplum örgütü üyeleri ise daha sıkı bir takip altına
alındı. Bazıları, İsrail kanunlarını çiğnedikleri gerekçesi ile
tutuklanırken, bazıları da göz yaşartıcı bombalarla etkisiz hale
getirilmeye çalışıldı. İnsani yardım örgütlerinin ise faaliyetlerine
hiçbir şekilde izin verilmedi. Bölgeye yiyecek ve ilaç götüren BM
yetkililerine izin verilmemesi ve üzerlerine göz yaşartıcı bomba
atılması bunun örneklerinden sadece birisiydi.

 |
Şu anda Ortadoğu'da katliam ve şiddet tüm hızıyla devam
ediyor. Daha fazla can kaybı olmaması, akan kanın bir an önce durması,
her iki taraf için de aydınlık ve barış dolu bir gelecek sağlanabilmesi
için İsrail'in bir an önce bu işgale son vermesi ve karşılıklı görüşmelere
başlanması gerekir. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, bölgede
düşmanlıkların sona ermesi, barışın tesis edilmesi, huzur ve güvenliğin
hakim olması ancak köklü zihniyet değişiklikleri ile mümkün olacaktır.
Bu da tarafların ılımlı, hoşgörülü ve uzlaşmacı bir yaklaşımı benimsemeleriyle,
diğer bir deyişle Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamaları ile sağlanacaktır.
| KUTSAL
MEKANLAR DA İSRAİL ORDUSUNUN HEDEFİ OLDU
İsrail ordusunun son işgalinde tüm dünyanın tepkisini
çeken olaylardan birisi de Hıristiyan kutsal mekanlarının
İsrail kurşunlarına hedef olmasıydı. İsrail tarafı, Filistinli
teröristlerin kiliseleri işgal ettiğini ve kilisede görev
yapan kişileri de rehin aldıklarını öne sürdüler. Ne var ki
bölgeden alınan bilgiler, özellikle de bu kiliselerde bulunan
din adamları ile kurulan bağlantılar, İsrail'in iddiasının
doğru olmadığını göstermekteydi. BBC'de yayınlanan 'Bethlehem
Siege Sparks Church Fury' (Beytüllahim Kuşatması Kiliseyi
Kızdırdı) başlıklı haber bunlardan biriydi. Habere göre, İsrail
saldırısını şiddetle kınayan Roma Katolik Kilisesi sözcülerinden
Rahip David Jaegar, kendisi de bir İsrail vatandaşı olmasına
rağmen, "İsrail'in uluslararası yükümlülüklerini çiğnediğini"
açıklamaktaydı. Rahip Jaegar, kilisenin ve bazı kutsal mekanların
İsrail kurşunlarına hedef olduğuna dair kanıtları olduğunu
söylerken, Nativitas Kilisesinde bulunan Rahip Amjad Sabbara
da içeriye sığınmış olan kişilerin silahları olmadığını ve
çoğunluğunun İsrail tanklarından korunmaya çalışan yaşlılar,
kadınlar ve çocuklar olduğunu söylüyordu. Islamonline haber
sitesinde yer alan haberde ise, kiliseye açılan ateş nedeniyle
ağır yaralıların olduğu ancak İsrail ordusu bölgeye ambulans
girmesine izin vermediği için bu kişilerin tedavi ettirilemedikleri
aktarılmaktaydı.
TÜM DÜNYA İSRAİL'İ
ŞİDDETLE KINIYOR
İsrail'in, düzenlediği son işgal operasyonunda
insan haklarını açıkça ihlal etmesi, bir toplumu toptan aşağılaması,
acımasızlığa ve zulme başvurması başta BM ve AB gibi uluslararası
kurumlar olmak üzere pek çok çevreden ve ülkeden tepki aldı.
Pek çok devletin resmi kınamasının yanı sıra, farklı ülkelerde
binlerce hatta onbinlerce insanın katılımı ile düzenlenen
protestolarda İsrail operasyonları kınandı. İsrail'in operasyonunu
kınayanlardan birisi de Fransız Yahudilerdi. Yahudi kökenli
Fransız entelektüellerin 6 Nisan 2002 tarihli Le Monde gazetesinde
"İsrail'i Bizim Adımıza Desteklemeyin" başlıklı bir açıklama
yaptılar. Bu açıklama ile, İsrail'i BM kararlarına uymaya,
kanunsuzca işgal ettiği Filistin topraklarından geri çekilmeye
çağırdılar ve İsrail'in mevcut politikasının Ortadoğu'yu büyük
bir felakete sürüklediğine dikkat çektiler. İsrail aleyhtarı
gösterilerden birisi de Avustralya'da düzenlendi. Yaklaşık
10 bin kişinin katıldığı bu gösteride İsrail, Filistin'de
izlediği şiddet yanlısı politika nedeniyle kınandı.
FİLİSTİN TOPRAKLARINDA
BİR OPERASYON
 
 

Yukarıdaki görüntüler İsrail televizyonlarında
yayınlanan bir programdan alındı. İsrail televizyonları, hükümetin,
işgal altındaki topraklardan yapılan yayına koyduğu sansürü
delerek İsrail askerlerinin yaptığı bir operasyonu yayınladılar.
İsrail askerleri bir Filistin ailesinin evinde aramak yapmak
üzere kapıyı çalıyorlar, kapıyı açmak üzere gelen bayan buna
fırsat bulamadan İsrail askerlerinin kapıya patlayıcı yerleştirmeleri
üzerine kapının arkasında ağır yaralanıyor. Daha sonra İsrail
askerleri eve giriyor, ev sahibinin bütün ısrarlarına rağmen,
kadını hastaneye götürmek için ambulans gelmesine izin vermiyorlar.
Annesi gözlerinin önünde hayatını kaybederken, evin küçük
kızı yaşananları göz yaşları içinde seyrediyor. Askerler evi
alt üst ederken, evin duvarlarını yıkmayı da ihmal etmiyorlar...
KÖRLER OKULUNU VURDULAR
|
 |
|
 |
|