Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin İsrail'i sert bir dille eleştirdikleri bu dönem, Amerika'nın geç de olsa bölgeye elçisini göndererek olaylara müdahale etmesi ile çatışmalara ara verilmesi için gerekli olan ilk adımın atılması ile son buldu. İsrail tankları, arkalarında harap edilmiş bir bölge bırakarak Filistin topraklarından çekilmeye başladı ve iki taraf arasında güvenlik görüşmelerine geçildi.


Ünlü İsrail gazetesi Ha'aretz, İsrail hükümetinin izlediği şiddet politikasını, "Daha Çok Şiddet, Daha Çok Direniş" haberi ile eleştirdi.

İsrail operasyonu The Washington Post gazetesine ise "Ortadoğuda Tansiyon Yükseliyor" başlığı ile yansıdı.

Ortadoğu'da yaşananların artık bir çatışmadan çok savaşa döndüğünü ele alanlardan birisi de The Economist dergisi oldu. "İntifada'dan Savaşa" başlıklı haberde İsrail operasyonu konu edilmekteydi.

Bu kısa süreli çekilme zarfında barışın sağlanabilmesi için yapılan önemli girişimlerden birisi Suudi Prensi Abdullah'ın New York Times gazetesinde yayınlanarak gündeme gelen barış planı olmuştur. Buna göre Prens Abdullah, İsrail'in (daha önceki BM kararlarının da öngördüğü gibi) 1967 öncesindeki sınırlara çekilmesi karşılığında, Arap ülkelerinin İsraille ilişkilerini normalleştirebileceklerini söyledi. Bu teklif Filistinlilerin çoğunluğu tarafından da olumlu karşılandı. Ne var ki gerek İsrail gerekse Filistin tarafında yer alan bazı radikal unsurlar, bu barış planının hayata geçirilmesini sabote ettiler.


Suudi Arabistan Prensi Abdullah
Dolayısıyla da İsrail tanklarının geri çekilmesi, İsrail ordusu için adeta bir zaman kazanma süreci oldu. Bir iki gün içinde yeni ve daha kapsamlı bir işgal başladı, bu sefer hedef yine Batı Şeria ve özellikle de Yaser Arafat'ın karargahının bulunduğu Ramallah'tı. Arafat'ın karargahını kuşatma altına alan, Filistin liderini neredeyse tek bir odaya zapteden bu operasyon masum Filistin halkına da büyük zarar verdi. Üstelik İsrail ordusu sadece Ramallah'ı işgal etmekle kalmadı, Batı Şeria bölgesindeki diğer Filistin şehirleri de teker teker İsrail tarafından ele geçirildi. İşgal edilen şehirlerin elektrikleri kesildi, elektrik kesintisi bir süre sonra su kesintilerine neden oldu. Sokağa çıkma yasağının olduğu bu bölgelerde, yiyecek stokları tükenen insanlar açlık tehlikesi ile karşı karşıya kaldılar. Hastaların, çocukların ve yaşlıların son derece zor koşullarda yaşamlarına devam etmeye çalıştıkları bu ortamda, yaşları 14-50 arasında olan neredeyse tüm erkekler de İsrail askerleri tarafından tutsak alındı. İsrail askerlerinin girdiği Filistin güvenlik güçlerine ait binalardaki görevliler ise teslim olmalarına rağmen başlarından vurularak öldürüldüler. Filistin halkının dünya ile bağlantısını kesebilmek için işgalden bir iki gün sonra bu bölgeler "kapalı bölge" ilan edildi. İsrail'in amacı yapılan zulmün dünya tarafından duyulmasına engel olabilmekti.

HÜRRİYET, 30.3.02

CUMHURİYET, 30.3.02

Buna rağmen dünya televizyonlarına Filistin'de hakim olan dehşetle ilgili pek çok görüntü yansıdı. Başlarından tek kurşunla vurulmuş olan Filistinliler, elleri ve gözleri bağlanmış ve meçhule götürülen esirler, mum ışığında dünyaya seslenen bir devlet başkanı, ıssız ve karanlık Filistin sokakları, İsrail askerlerinin baskınına uğrayan hastaneler, İsrail tankları tarafından vurulan rahipler ve rahibeler ve masum Filistin halkına "canlı siper" olmak için bu topraklardan çıkmayı reddeden sivil toplum örgütü üyelerini gösteren anlar tarihe geçecek görüntüler arasındaydı. Bölgede mahsur kalan gazetecilerin dünyaya aktardığı bilgiler Ramallah'da ve işgal edilen diğer şehirlerde bir katliam yaşandığını göstermekteydi. İlk önce, Ramallah'da hastanelerin morgları dolduğundan, bir kişilik bölmeye iki ceset konulmaya başlandı. Daha sonra ise bölgeden, katledilenler için toplu mezarlar yapıldığı haberi geldi. Tulkarem, Beytüllahim, Kalkilya gibi yerler de tam anlamıyla kan gölüne döndü. Hz. İsa'nın doğduğu topraklar olarak kabul edilen Beytülllahim'de pek çok Filistinli tek çareyi kiliselere sığınmakta buldu. Ne var ki İsrail ordusu için bu da bir engel değildi, çünkü bölgeden gelen haberler kiliselere de ateş açıldığını hatta Hıristiyan din adamlarının öldürüldüğünü bildirmekteydi.



İsrail kıyımından korkan Filistinli erkekler için tek kurtuluş yolu -genelde hiçbir suçları olmadığı halde- teslim olmaktır. Ancak teslim olmaları bile çoğu zaman yaşamlarını kurtarmak için yeterli olmaz. Yukarıdaki resimde teslim olmalarına rağmen başlarından vurularak öldürülen Filistinliler görülmektedir.

İnsanlık dışı bu işgalin acımasızlığının bir diğer göstergesi de bölgede faaliyet göstermek isteyen sivil toplum örgütü üyelerine ve gazetecilere yönelik tutumdu. İsrail yönetimi bölgede görev yapan gazetecileri zorla buradan çıkardı, bir kısmı bölgede rehin kaldı, kalanlar arasında İsrail kurşunları ile hayatını kaybedenler oldu. Sivil toplum örgütü üyeleri ise daha sıkı bir takip altına alındı. Bazıları, İsrail kanunlarını çiğnedikleri gerekçesi ile tutuklanırken, bazıları da göz yaşartıcı bombalarla etkisiz hale getirilmeye çalışıldı. İnsani yardım örgütlerinin ise faaliyetlerine hiçbir şekilde izin verilmedi. Bölgeye yiyecek ve ilaç götüren BM yetkililerine izin verilmemesi ve üzerlerine göz yaşartıcı bomba atılması bunun örneklerinden sadece birisiydi.

RADİKAL, 2.4.02

RADİKAL, 2.4.02

Şu anda Ortadoğu'da katliam ve şiddet tüm hızıyla devam ediyor. Daha fazla can kaybı olmaması, akan kanın bir an önce durması, her iki taraf için de aydınlık ve barış dolu bir gelecek sağlanabilmesi için İsrail'in bir an önce bu işgale son vermesi ve karşılıklı görüşmelere başlanması gerekir. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, bölgede düşmanlıkların sona ermesi, barışın tesis edilmesi, huzur ve güvenliğin hakim olması ancak köklü zihniyet değişiklikleri ile mümkün olacaktır. Bu da tarafların ılımlı, hoşgörülü ve uzlaşmacı bir yaklaşımı benimsemeleriyle, diğer bir deyişle Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamaları ile sağlanacaktır.

KUTSAL MEKANLAR DA İSRAİL ORDUSUNUN HEDEFİ OLDU

İsrail ordusunun son işgalinde tüm dünyanın tepkisini çeken olaylardan birisi de Hıristiyan kutsal mekanlarının İsrail kurşunlarına hedef olmasıydı. İsrail tarafı, Filistinli teröristlerin kiliseleri işgal ettiğini ve kilisede görev yapan kişileri de rehin aldıklarını öne sürdüler. Ne var ki bölgeden alınan bilgiler, özellikle de bu kiliselerde bulunan din adamları ile kurulan bağlantılar, İsrail'in iddiasının doğru olmadığını göstermekteydi. BBC'de yayınlanan 'Bethlehem Siege Sparks Church Fury' (Beytüllahim Kuşatması Kiliseyi Kızdırdı) başlıklı haber bunlardan biriydi. Habere göre, İsrail saldırısını şiddetle kınayan Roma Katolik Kilisesi sözcülerinden Rahip David Jaegar, kendisi de bir İsrail vatandaşı olmasına rağmen, "İsrail'in uluslararası yükümlülüklerini çiğnediğini" açıklamaktaydı. Rahip Jaegar, kilisenin ve bazı kutsal mekanların İsrail kurşunlarına hedef olduğuna dair kanıtları olduğunu söylerken, Nativitas Kilisesinde bulunan Rahip Amjad Sabbara da içeriye sığınmış olan kişilerin silahları olmadığını ve çoğunluğunun İsrail tanklarından korunmaya çalışan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar olduğunu söylüyordu. Islamonline haber sitesinde yer alan haberde ise, kiliseye açılan ateş nedeniyle ağır yaralıların olduğu ancak İsrail ordusu bölgeye ambulans girmesine izin vermediği için bu kişilerin tedavi ettirilemedikleri aktarılmaktaydı.


BBC NEWS

STAR, 5.4.02

SABAH, 5.4.02

TÜM DÜNYA İSRAİL'İ ŞİDDETLE KINIYOR

İsrail'in, düzenlediği son işgal operasyonunda insan haklarını açıkça ihlal etmesi, bir toplumu toptan aşağılaması, acımasızlığa ve zulme başvurması başta BM ve AB gibi uluslararası kurumlar olmak üzere pek çok çevreden ve ülkeden tepki aldı. Pek çok devletin resmi kınamasının yanı sıra, farklı ülkelerde binlerce hatta onbinlerce insanın katılımı ile düzenlenen protestolarda İsrail operasyonları kınandı. İsrail'in operasyonunu kınayanlardan birisi de Fransız Yahudilerdi. Yahudi kökenli Fransız entelektüellerin 6 Nisan 2002 tarihli Le Monde gazetesinde "İsrail'i Bizim Adımıza Desteklemeyin" başlıklı bir açıklama yaptılar. Bu açıklama ile, İsrail'i BM kararlarına uymaya, kanunsuzca işgal ettiği Filistin topraklarından geri çekilmeye çağırdılar ve İsrail'in mevcut politikasının Ortadoğu'yu büyük bir felakete sürüklediğine dikkat çektiler. İsrail aleyhtarı gösterilerden birisi de Avustralya'da düzenlendi. Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı bu gösteride İsrail, Filistin'de izlediği şiddet yanlısı politika nedeniyle kınandı.

ZAMAN, 7.4.02


FİLİSTİN TOPRAKLARINDA BİR OPERASYON



Yukarıdaki görüntüler İsrail televizyonlarında yayınlanan bir programdan alındı. İsrail televizyonları, hükümetin, işgal altındaki topraklardan yapılan yayına koyduğu sansürü delerek İsrail askerlerinin yaptığı bir operasyonu yayınladılar. İsrail askerleri bir Filistin ailesinin evinde aramak yapmak üzere kapıyı çalıyorlar, kapıyı açmak üzere gelen bayan buna fırsat bulamadan İsrail askerlerinin kapıya patlayıcı yerleştirmeleri üzerine kapının arkasında ağır yaralanıyor. Daha sonra İsrail askerleri eve giriyor, ev sahibinin bütün ısrarlarına rağmen, kadını hastaneye götürmek için ambulans gelmesine izin vermiyorlar. Annesi gözlerinin önünde hayatını kaybederken, evin küçük kızı yaşananları göz yaşları içinde seyrediyor. Askerler evi alt üst ederken, evin duvarlarını yıkmayı da ihmal etmiyorlar...

KÖRLER OKULUNU VURDULAR



İsrail'in Filistin topraklarına düzenlediği son işgal saldırısında, BM'in Filistinli çocuklar için inşa ettirdiği okullar da ağır hasar aldı. BM tarafından görme özürlü çocuklar için yaptırılmış olan Al-Nur isimli okul (Gazze'de kör çocuklar için olan tek okul) 5 Mart 2002 tarihinde bombalara hedef oldu. Yukarıdaki haberde görgü tanıklarının olayla ilgili verdikleri bilgiler aktarılmaktadır. Filistin Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı açıklama, Eylül 2000'den itibaren (Mart 2002'ye kadar) 435 çocuğun vurularak öldürüldüğünü, bunlardan 150'sinin okul çağında olduğunu, 2404 çoçuğun ise yaralandığını ortaya koymaktadır.