|
Cenin'de Bir Katliam Yaşandı
Bölgeden gelen bilgilerin de açıkça
gösterdiği gibi, İsrail'in terörle mücadele adı altında başlattığı
'Savunma Kalkanı Operasyonu' büyük bir Filistinli kıyımına dönüşmüştür.
Operasyon, isminde belirtildiği gibi savunma amaçlı değil yok etme
amaçlı gerçekleştirilmiştir. Operasyon boyunca Ramallah'ta, Nablus'ta,
Beytüllahim'de tam anlamı ile bir vahşet yaşanmıştır, çünkü İsrail
askerleri silahlı kişileri değil sivil halkı hedef almış, savaşla
hiçbir ilgisi olmayan kadınları ve çocukları öldürmüştür. Operasyonda
görev alan bir İsrail askerinin BBC'ye yaptığı açıklama da bu gerçeği
ifade etmektedir:

İsrail askerlerinin Cenin'de de hedefi yine sivil halk oldu. |
Bize bir kasabada teöristlerin olduğuna dair
istihbarat geliyor. Hemen kasabayı kuşatıyoruz ve içeri giriyoruz
ama karşımıza 17 yaşında birşeyden habersiz bir çoban çıkıyor. Onu
tutuklamalı mıyım? Gözlerini bağlamalı, ellerini kelepçelemeli miyim?
'İçeri gir' diye bağırmalı mıyım? Bizler askerlerle ve ordularla
savaşmak için eğitildik, ama hep böyle (sivil) insanlarla karşı
karşıya geliyoruz... En korkunç durum ise bir eve daldığımızda,
sıradan bir aile ile karşılaştığımızda yaşanıyor. Çocuklar gözleri
korkudan dev gibi açılmış bir halde bize bakıyorlar. Bu çok ağırıma
gidiyor. Hepimizin evinde çocuklarımız var.115
Filistin'de Mart 2002'nin son günlerinden
itibaren yaşanan dehşet sırasında, özellikle bir kuşatma vahşetin
ve kıyımın doruğa çıktığı olay olarak tarihe geçti. Batı basınında
'İkinci Sabra ve Şatilla katliamı' olarak nitelendirilen bu baskın,
Cenin Mülteci Kampına düzenlenen baskındı. Cenin 1948 yılında topraklarından
sürülen Filistinlilerin yaşadığı mülteci kamplarından biri. Yaklaşık
15 bin kişinin yaşadığı Cenin kampı da İsrail'in son operasyonu
sırasında, tıpkı diğer Filistin şehirleri ve kampları gibi kuşatma
altına alındı. Ancak Cenin'de yaşananları diğer yerlerde yaşananlardan
ayıran önemli bir nokta vardı. Cenin sadece kuşatma altında alınmamış,
Cenin'de son yılların en kapsamlı katliamlarından biri yaşanmıştı.
İsrail tankları ile kuşatılan
Cenin kampının üzerine önce helikopterlerden aralıksız füze yağdırıldı,
sonra kampa giren buldozerler evleri yerle bir etti, bir yandan
da tanklar hareket eden her şeye ateş açtılar, daha sonra ise İsrail
askerleri neredeyse bütün erkekleri toplayıp götürdüler. Böylece
füzelerle vurulmayanlar, yıkılan duvarların altında kalıyor, duvar
altında kalıp halen hayatta olanlar ise İsrail askerleri tarafından
yok ediliyordu. BM kararlarının bunu suç saymasına rağmen kampa
ambulansların girmesinin tamamen yasaklanmış olması ise ölenlerin
sayısını daha da artırıyordu. Kuşatma sonrasında bölgeden gelen
haber pek çok kadın ve çocuğun, ambulans ve doktor gelmediği için
kan kaybından, acılar içinde bağırarak öldüğünü gösteriyordu.
İsrail yönetimi kuşatmanın bittiğini açıkladıktan sonra
da kampa gazeteci, doktor ve insan hakları örgütleri görevlilerinin
girmesine izin vermedi. Öldürülen Filistinlilerin İsrail ordusu
tarafından, Ürdün sınırında bir alana toplu olarak gömülecekleri
açıklandı. Tüm bunlar İsrail'in yaptığı kıyımı dünyadan saklama
çabasında olduğunun açık bir deliliydi aslında. Nitekim İsrail Dışişleri
Bakanı Şimon Perez de, parlemantoda yaptığı konuşmasında İsrail
ordusunun katliam yaptığını kabul ediyor ve şöyle diyordu:
Dünya burada neler yaptığımızın resmini görürse,
bu bizim imajımızı derinden zedeler. Her ne kadar aradığımız
kişileri öldürmüş de olsak, her ne kadar terör yuvalarını etkisiz
hale getirmiş de olsak yine de bunların hiçbiri bu kadar
büyük bir yıkımın gerekçesi olamaz.116
Katliamın büyüklüğü kamptan dışarı haber ulaştırmayı
başaran Filistinliler ve kampa girip az sayıda da olsa görüntü almayı
başaran muhabirler tarafından bir süre sonra dünyaya duyurulmaya
başlandı. İsrail'in katliam kanıtlarını yok etme için yaptığı tüm
hukuksuzluklara rağmen, Filistinliler yaşadıklarını el yazısı notlar
halinde çoğaltarak dünyaya ulaştırdılar. Kuşatmanın henüz ilk günlerinde
The Times gazetesinde yer alan 'Children Scream for Water'
(Çocuklar Su Diye Yalvarıyorlar) başlıklı haberde ise Cenin'de neler
yaşandığı şu şekilde anlatılıyordu:
Hamid'in Cenin Mülteci Kampına
dair hafızasındaki son imaj burasının artık ölüler şehri olduğu.
14 yaşındaki bu öğrenci, İsrail kuvvetleri tarafından kuşatılan
bu kampta 30 saat süren bombardıman boyunca neler yaşandığına tanıklık
etmiş, bu korkunç manzarayı anlatırken halen titriyor. Ceset
parçaları buldozerler tarafından dümdüz edilmiş. Evler
bir harabe haline gelmiş. Çocuklar su diye yalvarıyorlar,
bazıları idrar içmek zorunda kalıyormış. Hamid'in üstünde kendisine
ait olmayan bir kıyafet var, çünkü İsrail askerleri tarafından iç
çamaşırlarına kadar soyulmuş. Kendisinin kaldığı evde ise üç kişi
eve isabet eden roketler nedeniyle ölmüş. 'Ama en korkuncu
İsrail askerlerinin sekiz erkeği dışarı çıkarıp sıraya dizip kurşunlamasıydı'
diyor Hamid, tüm prosedürleri ve nerelerinden vurulduklarını
en ince detayına kadar tarif ederek. Hamid'in arkasından ikizi Ahmed
ve ağabeyisi Khadir de beyaz bayraklarını göstererek İsrail askerlerine
teslim olmuşlar. Başka seçenekleri kalmamış çünkü. Diğer 100 Filistinli
ile birlikte, gözleri bağlı, elleri kelepçeli olarak Salem Askeri
Merkezine götürülmüşler. Burada dövülmüşler ve kendilerine İsrail
lehine ajanlık yapmaları teklif edilmiş. 48 saat süren sorgulama
sonrasında Batı Şeria yakınlarında bir yere bırakılıp, nereye istiyorlarsa
oraya gitmeleri söylenmiş, ayakları çıplak yürümek zorunda kalmışlar...
Ahmed sırtından dayak yediği için böbrekleri fena halde
hasar görmüş, yerde acı içinde kıvranıyor, Khadir'in ise
gözü morarmış. Diğerleri onlar kadar şanslı değil. Camide kuşatılan
bazı erkekler, İsrail askerleri tarafından canlı kalkan
olarak kullanılmışlar... Mustafa Muhammed yüz üstü yerde
yatıyor. Sırtında bandajları var. Khalid'in iki kaburga
kemiği kırılmış ve iç kanaması var, ancak ona yardım edebilecek
tek tıp adamı, günlerdir uykusuz hastaların yardımına koşmaya çalışan
bölgedeki tek doktor olan bir diş hekimi... Dr. Farouk 'Bir katliam
yapılmasından korkuyoruz' diyor. Bir başka görgü tanığı ise Cenin'de
kadınlarla çocukların erkeklerden ayrı tutulduklarını ve yakındaki
bir ormanlık araziye götürüldüklerini söylüyor... Mültecilerin asıl
korkusu geride bıraktıklarına neler olacağı ile ilgili. Sabra
ve Şatilla mülteci kampında yaşananlar halen hafızalardan silinmiş
değil.117
Independent gazetesinde yer alan
'İsrail Cesetleri Gömüyor, Ama Kanıtları Gizleyemez' başlıklı
haberde görgü tanıkları, yolların cesetlerle dolu olduğunu,
aralarında parçalanmış çocuk bedenlerinin olduğunu, İsrail
buldozerlerinin yıkılan evlerle birlikte cesetleri de gömdüğünü,
pek çok cesetin de kamyonlarla toplanıp götürüldüğünü anlatmaktadır.
'İsrail Ordusu Vahşet Yapmakla
Suçlanıyor' başlıklı haberde Los Angeles Times gazetesi,
tam olarak rakam vermenin mümkün olmadığı ancak yüzlerce
masumun hayatını kaybettiğinin tahmin edildiğini bildirmektedir.
Gazetenin haberinde Cenin katliamı, 1967'den beri Filistin
topraklarında yaşanan en büyük vahşetlerden biri olarak
nitelendirilmektedir.
The New York Times'ın, Cenin'de
vahşeti yaşayan insanların ifadelerini aktardığı haberinde,
Filistinli bir kadının babasını, oğlunu, kocasını kaybettiği
anlatılmakta ve kadının 'Her yer ceset dolu, taşların altı,
toprağın altı her yer ceset dolu' haykırışlarına yer verilmektedir.
|
Cenin Belediye Başkanı Walid Abu Muweis
ise yaşananların ve gördüklerinin kelimelerle tarif edilmesinin
imkansız olduğunu söylüyordu: "Kendi gözlerimle şahit olduğum
olaylar tarif edilebilir gibi değil. Bir insan böylesine bir vahşeti
nasıl gerçekleştirebilir bunu hiç anlıyamıyorum?" Bugün Cenin'de
yaşananların 54 yıl önce Deir Yassin'de yaşananlardan çok daha dehşet
verici olduğunu söyleyen Abu Muweis, Palestine Monitor
gazetesine verdiği demeçte gördüklerini ise şöyle anlatıyordu:
Molozların arasından fırlamış çocuk cesetleri gördüm. 60-70 yaşındaki
insanların parçalanmış bedenlerini gördüm. Üstelik bu sadece bizim
girmemize izin verilen sınırlı bir alanda şahit olduğum manzaraydı...
Yüzlerce savunmasız erkek, kadın, çocuk ve yaşlı acımasızca katledilirken,
tarihin bu en barbar vahşetine şahit olan dünyanın sessizliği modern
dünyanın utancı olarak nesiller boyunca anılacaktır. .118
Cenin'de
yaşananlar Abu Muweis'in de belirttiği gibi insanlık tarihinde bir
utanç sayfası olacaktır. Basında yer alan katliam manzaraları bunun
bir göstergesidir. Örneğin, The New York Times gazetesinde
Cenin'den ilk ulaşan katliam manzaraları şöyle tarif edilmektedir:
Kamp sakinleri pek çok sivilin öldürüldüğünü söylüyorlar. Cesetler
tanınmaz halde. Burada yatan iki cesetin birisi erkek. Sağ ayağında
ayakkabısının bir parçası hala duruyor. Sol ayağı ve elleri ise
parçalanmış. Siyahlar içindeki kadın cesetinin üzerinde ise sinekler
uçuşuyor. Bir kaç kapı uzaktaki diğer ceset ise yıkılmış duvarın
altında kalmış. Simsiyah olmuş, hatları kayıp yüzü kısmen ayırdedilebiliyor.
Yanı başında bir çocuğun spor ayakkabısından kalan bir parça var.
Cesetlerin hiçbirinin yanında herhangi bir silah yok.119
The Independent gazetesinden
Justin Huggler da, 'The Camp That Became A Slaughterhouse' (Mezbahaya
Dönüşen Kamp) başlıklı yazısında dünyanın bu aleni katliama göz
yummasını şiddetle eleştiriyor ve yazısına şöyle devam ediyordu:
9 gün boyunca Cenin
kampı bir mezbahaya dönüştürüldü. 15 bin insan bir kilometrekarelik
alana hapsedildi. Kadınlar, çocuklar, binlerce korkmuş sivil evlerinin
içine saklanıp İsrail helikopterlerinden yağmur gibi yağan füzelerden
ve tankların kurşunlarından korunmaya çalıştılar. Yaralananlar ölüme
terk edildi. İsrail ordusu yaralıları tedavi etmek için kampa girmek
isteyen ambulansları, bu bir savaş suçu olmasına rağmen geri çevirdi.
Kızıl haç insanların, İsrail ambulansların içeri girmesine izin
vermediği için, öldüklerini açıkladı... İsrailli yetkililer kanıtları
belki saklamayı başarabilirler, ama bu vahşetten kaçanların sesini
hiçbir zaman susturamaz, hikayelerini anlatmalarına engel olamazlar...
Munır Washashi helikopter ateşi evlerinin duvarını hedef aldıktan
saatlerce sonra kan kaybından öldü. Onu kurtarmak için gelen ambulansın
üzerine İsrail askerleri ateş açtılar. Munır'in annesi Meryem oğluna
yardım çağırmak için sokağa çıkınca askerler tarafından vuruldu....120
Bunlar Cenin'le haberleşmenin yasak
olmasına rağmen elde edilebilen bilgilerdir. Kamptaki kuşatmanın
tamamen kalkmasının ardından, kuşkusuz dünya daha pek çok katliam
anısına tanıklık edecektir. Yaşanan bu insanlık dramının sona ermesi,
her iki taraf için de akan göz yaşlarının dinmesi ve çekilen acıların
son bulmasının tek yolu şiddetin tamamen sona erdirilmesidir. Bunun
için elbette Filistinli bazı grupların, İslam ahlakına kesinlikle
aykırı olan, İsrailli masumları hedef alan saldırılardan tamamen
vazgeçmeleri gerekir. Ancak İsrail de Filistin halkını imha etmek
için başlattığı bu operasyonu bir an önce durdurmalı ve BM kararlarının
kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmelidir.
115- BBC, 13 Nisan
2002
116- Ha'aretz, 9 Nisan
2002
117- The Times, 9
Nisan 2002
118- IAP News, 15
Nisan 2002
119- New York Times
, 14 Nisan 2002 
120- The Independent,
14 Nisan 2002
|