YAHUDİLERE BAKIŞ
 |
Bu kitapta eleştirilen ve karşı çıkılan,
Yahudi dini veya Yahudi ulusu değil, ırkçı ateist Siyonist ideoloji ve
bu ideolojinin savunucularıdır. Çünkü bugün Filistin'de yaşananlar
ateist Siyonist ideolojiyi benimsemiş liderlerin, bu ideoloji doğrultusunda
yaptıkları uygulamalardan başka bir şey değildir. Okul bahçesinde
oynayan çocukların üzerine füze yağdıran, bahçelerinde ürün toplayan
kadınları kurşun yağmuruna tutan, işkence, şiddet ve çatışmayı Filistin'de
günlük hayatın bir parçası haline getiren güç, ateist Siyonist ideolojidir...
Bununla birlikte günümüzde dünya genelinde pek çok düşünür, siyaset
ve tarih bilimci de ateist Siyonist ideolojinin karşısında yer almaktadır.
Ateist Siyonizme ve İsrail Devleti'nin ateist Siyonist uygulamalarına yönelik
eleştirileri ile tanınan bu düşünürler ve yazarlar arasında pek
çok Hıristiyan gibi, Yahudi dinine mensup ve İsrail üniversitelerinde
görev yapan akademisyenler de bulunmaktadır. Kudüslü bir Hıristiyan
aileye mensup olan Edward Said, İsrail'in Filistin halkına karşı
uyguladığı şiddeti eleştiren ve bölgeye barışın getirilmesinin ancak
İsrail'in ateist Siyonist ideolojiden vazgeçmesi ile mümkün olabileceğini
savunan ünlü Ortadoğu uzmanlarındandır. Kendisi de bir Yahudi olan
Noam Chomsky ise yazılarının ve kitaplarının büyük çoğunluğunda
ateist Siyonizmi ve ateist Siyonizme destek veren ülkelerin politikalarını eleştirmektedir.
İsrail Terörüne Sağduyulu
İsrailliler de Karşı
Kendilerine
'yeni tarihçiler' adını veren bir grup Yahudi akademisyen ise, 80'li
yılların başından bu yana İsrail devlet politikasının üzerine kurulu
olduğu sözde 'kutsal yalanları' dile getirmekte ve bu yalanlarla
ilgili gerçekleri açıklamaktadır. Benny Morris, Ilan Pappe, Avi
Shlaim, Tom Segev, Baruch Kimmerling, Simha Flappan ve Joel Miqdal
gibi akademisyenlerin oluşturduğu bu grup, ateist Siyonist düşünceye sahip
Yahudilerden de tepki görmektedir. Arapların Yahudilerden aşağı
bir ırk oldukları, İsrail'in düşmanlarla çevrili bir bölgede ayakta
kalmaya çalışan küçük bir ülke olduğu, Filistinlilerin İsrail'i
yok etmek isteyen teröristler olduğu ve bu gözü dönmüş teröristlerin
her türlü müdaheleyi hak ettikleri gibi sözde 'kutsal yalanlar',
bu kişilerin yıllardır üzerinde durdukları konulardır. Örneğin yeni
tarihçilerin en önemli isimlerinden Tom Segev "bizim gerçek
bir tarihimiz yok, sadece mitolojimiz var" şeklindeki sözleriyle
İsrail Devleti tarafından oluşturulan tarihe bakış açısını ortaya
koymaktadır.2 Eskiden sadece İslam dünyası tarafından
dile getirilen bu haklı eleştiriler, bugün tarihi tarafsız olarak
değerlendiren pek çok Yahudi ve Hıristiyan akademisyen tarafından
da yüksek sesle ifade edilmektedir.
Ateist Siyonizmi 19. yüzyılın ırkçılığa dayalı
sömürgeci ideolojilerinden biri olarak gören ve ateist Siyonist ideolojinin
neden olduğu vahşetin izlerine şahit olan bu kişiler, 'İsrail'in
kendisini yok etmek isteyen düşmanlarla çevrili, küçük ve yalnız
bir ülke' olduğu efsanesinin hiçbir gerçeklik payı içermediğini
dile getirmektedirler. Nitekim İsrail bugüne kadar uygulamaları
ile pasif ve sadece kendisini savunmaya çalışan küçük bir ülke değil,
son derece saldırgan ve baskıcı politikalar izleyen işgalci ve şiddet
yanlısı bir devlet olduğunu ispatlamıştır.
İsrail Ha'aretz gazetesi yazarlarından olan Gideon Levy,
Profesör Benny Morris'in Correcting A Mistake: Jews and Arabs in Palestine/Israel, 1936-1956, (Bir Hatayı
Düzeltmek: Filistin/İsrail'de Araplar ve Yahudiler, 1936-1956) adlı
kitabı üzerine yazdığı makalesinde, İsrail'in 'kutsal yalanları'nın
deşifre edilmesini savunmuştur. Morris'in kitabında dile getirilen
ve şahitlerin ifadeleri ve gizli tutanak kayıtları ile ispat edilen
ateist Siyonist vahşetin detaylarını okuduktan sonra Levy duygularını şöyle
dile getirmiştir:
Biz çok
iyiyiz (ve çok kötü şeyler yaptık). Biz çok haklıyız (ama pek çok
haksızlığa sebep olduk). Biz çok güzeliz (ama icraatlarımız pek
çok çirkinliğe aracı oldu). Ve bizler çok masumuz, ama çok fazla
yalan söyledik - kendimize ve dünyaya yalanlar ve sadece yarı doğru
bilgiler aktardık. Bizlere gerçekler söylenmedi, bize sadece iyi
olan yönlerimiz öğretildi. Ama herşeyin ötesinde bizim hiç haberimiz
olmayan pek çok karanlık bölüm var.3

İsrael Shahak'ın Yahudi tarihini farklı bir bakış açısıyla
ele aldığı Jewish History, Jewish Religion and the Weight
of Three Thousand Years (Yahudi Tarihi, Yahudi Dini ve Üç
Bin Yılın Ağırlığı) adlı eseri. |
Polonya doğumlu bir Yahudi olan ve
40 yıldan uzun bir süre İsrail'de yaşamış ve 2001 yılında hayatını
kaybetmiş olan kimya profesörü Israel Shahak da, İsrail'in insan
haklarını ihlal eden ateist Siyonist uygulamalarını eleştiren ünlü yazarlardan
birisidir. Shahak, Jewish History, Jewish
Religion and the Weight of Three Thousand Years (Yahudi Tarihi,
Yahudi Dini ve 3 Bin Yılın Ağırlığı) adlı kitabında ateist Siyonizmin tüm
dünya halkları için nasıl büyük bir tehdit unsuru olduğunu şöyle
dile getirmektedir:
Bir Yahudi
devleti olarak İsrail sadece kendisi ve komşuları için bir tehlike
unsuru olarak kalmamakta, dünyadaki tüm Yahudiler, Ortadoğu'da veya
diğer bölgelerdeki tüm dünya ülkeleri ve milletleri için büyük bir
tehlike içermektedir.4
"İsrail'de en nefret edilen
İsraillilerdenim" diyen Ilan Pappe de yeni tarihçilerin görüşünü
paylaşan ünlü Yahudi akademisyenlerden birisidir. Kendisi ile yapılan
bir röportajda, İsraillilerin neden Filistin halkına yapılan zulmü
fark edemedikleri sorulduğunda verdiği cevap oldukça düşündürücüdür:
Bu aslında daha
çocuk yuvalarında başlayan, Yahudi kız ve erkeklerini bütün hayatları
boyunca takip eden, çok uzun bir fikir aşılama sürecenin meyvesidir.
Böylesine güçlü bir aşılama mekanizması ile inşa edilen bir fikri
söküp atmanız çok zordur. İlkel, neredeyse henüz var olmamış ve
düşman olan diğer insanlara karşı faşist bir bakış açısı kazandırır. O bir düşmandır ve ilkel olduğu, Müslüman
ve anti-semit olduğu için düşmandır, yoksa bizler onun topraklarını
işgal ettiğimiz için değil.5
İsrailli çocukların büyük çoğunluğu
çok küçük yaşlardan itibaren ateist Siyonist ideolojiyi öğrenmeye
başlarlar. Ancak bu ideolojinin ırkçı anlatımlarının gençler
üzerinde çok olumsuz etkisi olmaktadır. |
Tüm bu düşünür, stratejist ve
yazarların tek ortak yönleri ateist Siyonist ideolojiye karşı olan düşünce
ve çalışmaları değildir. Bu kişilerin en önemli ortak paydalarından
birisi de hepsinin antisemit olmakla suçlanmalarıdır. Bugüne kadar
Filistin'de yaşananları tarihi gerçekler ve belgelerle ele alan
ve ateist Siyonizmi eleştiren her türlü makale, kitap ve bu çalışmaları
yapan kişiler antisemit olmakla itham edilmişlerdir. Bunun en son
örneği de İngiliz BBC kanalı olmuştur. 1982 yılında Sabra ve Şatila
kamplarında gerçekleştirilen katliamla ilgili bir belgesel yayınlayan
kanal yöneticileri ve programı hazırlayan ekip, İsrail Devleti tarafından
antisemitizmle suçlanmıştır.
Aslında bu, ateist Siyonistler ve ateist Siyonizme
sempati duyanlar tarafından kullanılan bir etkisizleştirme ve karalama
yöntemidir. Hatta ateist Siyonistler, ateist Siyonizmi eleştiren Yahudileri karalamak
için de bir kavram üretmişlerdir: 'Self-hating Jew' (Kendi benliğinden
nefret eden Yahudi). İsrail'i eleştiren Yahudileri bu kavramla ifade
eder ve böylelikle onları psikolojik olarak sorunlu birer "vatan
haini" gibi lanse ederler. Bu suçlamaları öne sürerken ateist Siyonistlerin
amacı, kuşkusuz ateist Siyonizm karşıtı çalışmaları baltalamaktır.
Oysa bu gibi 'ırkçılık' temelli suçlamalar, özellikle
Müslümanlara karşı yöneltildiğinde son derece yersiz ve mantıksız
bir suçlama halini almaktadır. Çünkü Müslümanların inançları gereği
herhangi bir ırkçı görüşü ve düşünceyi savunmaları mümkün değildir.
Nitekim tarih de bunun kanıtıdır. Avrupa tarihinde görülen ve dini
taassuptan kaynaklanan engizisyon uygulamaları veya ırkçı fikirlerden
doğan antisemitizm hiçbir zaman İslam dünyasında görülmemiştir.
Yahudilerle Müslümanlar arasında 20. yüzyılda Ortadoğu'da doğan
çatışma ve huzursuzluk ise, bazı Yahudilerin din dışı, ırkçı bir
ideoloji olan ateist Siyonizmi benimsemelerinden kaynaklanmıştır ki, bunun
sorumlusu Müslümanlar değildir.
İsrail Askerleri İşgal Altındaki
Topraklarda Görev Yapmayı Reddediyor
1967 Savaşı'ndan
sonra İsrail'in önde gelen aydınlarından Yeshayahu Leibowitz, İsrail'in
işgal ettiği topraklardan mutlaka çekilmesi gerektiğini, eğer bu
gerçekleşmezse akan kanın hiçbir zaman durmayacağını belirtmişti.
Leibowitz'e göre, işgal altındaki topraklarda görev yapan İsrail
askerleri arasından 500 kişinin "biz burada görev yapmak istemiyoruz"
diyerek geri çekilmeye cesaret edebilmesi, İsrail toplumuna yıkımdan
başka bir şey getirmeyecek olan bu işgali sona erdirmenin belki
de tek yolu idi.6
Aksa İntifadası'nın şiddetlendiği günlerde
bir grup İsrail askeri, Leibowitz'in ortaya attığı bu fikri hayata
geçirdi. Ocak ayının ortalarında, yaklaşık 25 askerin ortak imzası
ile İsrail basınında yer alan bir açık mektup, bu askerlerin işgal
altındaki topraklarda görev yapmayı reddettiklerini bildiriyordu.
Aslında askerlerin bu çıkışı, İsrail ordusunda ilk defa rastlanılan
bir durum değildi. 1982 yılında Lübnan'ın işgali sırasında yine
bir grup -ancak sayıca bugünkünden daha az- asker Lübnan'da sivil
halka karşı girişilen soykırımın bir parçası olmak istemediklerini
söyleyerek İsrail ordusunda görev yapmayı reddetmişlerdi. Hareketlerini Yesh Gvul (Herşeyin Limiti Var) olarak adlandıran bu askerlerin
girişimleri askeri cezaevine gönderilmeleri ile neticelenmişti.
2002 yılı Ocak ayında açıklamalarını yapan askerler ise henüz bir
cezai müeyyide ile karşılaşmadılar ve Şubat ayı itibarı ile sayıları
250'yi buldu. Üstelik bu defa barış hareketlerinden, sivil toplum
örgütlerinden, din adamlarından, İsrail ve Filistin halkından da
büyük destek gördüler. 2004 Şubat ayı itibariyle ise, vicdanlarının
sesini dinleyip işgal altında görev yapmayı reddeden İsrailli askerlerin
sayısı 1200'ü geçti.
Askerler yaptıkları açıklamada İsrail
ordusunun işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilere acımasızca
ve insafsızca davrandığını, yaşananların insanlık onuruna aykırı
olduğunu ve üstelik bunun İsrail'i savunmakla hiçbir ilgisinin olmadığını
söylüyor ve şöyle devam ediyorlardı: "1967'den sonra belirlenen
sınırların ötesinde, işgal etmek, insanları yurdundan sürmek, onları
açlığa mahkum etmek ve bir toplumun tümünü aşağılamak için görev
yapmayacağız."
Açıklamaya imza atan askerlerden Shuki
Sadeh, bir İsrail gazetesine yaptığı açıklamada İsrail askerlerinin
Filistinli çocuklara öldürmek için ateş ettiklerine şahit olduğunu
anlatıyor ve bu olayı yaşarken hissettiklerini şu şekilde dile getiriyordu:
"Beni asıl kızdıran şey, askerlerin 'İşte bir Arap daha temizlendi'
demeleri oldu."
Teğmen Ariel Shatil de, "önce Filistinliler ateş ediyor, İsrail
askerleri ise kendilerini korumak için ateş ediyorlar" iddiasına,
yaşadığı olayları anlatarak şöyle cevap vermekteydi: "Ateşi
biz başlatıyorduk, onlar da cevap vermek zorunda kalıyorlardı."
Askerler bölgede görev yapmaya devam eden arkadaşlarını uyarmak
için hazırladıkları broşürde ise onlara şöyle sesleniyorlardı:
Yargısız infazlara
(ordudaki deyimi ile buharlaştırmaya) dahil olduğunuz zaman, halkın
evlerini yıktığınız zaman, sivil ve silahsız kişilere ateş açtığınız
zaman, zeytin ağaçlarını söktüğünüz zaman, yiyecek ve ilaç teminine
engel olduğunuz zaman, uluslararası kanunlarca suç olarak belirlenmiş
eylemleri yapmış oluyorsunuz.7
Görev yapmayı reddetme kararını vermesi
oldukça uzun bir süre alan Assaf Oron adlı asker ise, bu topraklarda
görev yaptığı müddetçe çok vahşi uygulamalara tanıklık ettiğini
belirtmekteydi. Oron yaşadıklarını ve çözümün ne olduğunu şöyle
anlatmaktaydı:
Gazze'ye giderken
askerler otobüste, birbirlerine 'kahramanlık' hikayeleri anlatıp
İntifada'da hangisinin en iyi dayağı attığı konusunda (unutanlar
için hatırlatmakta fayda var, dayak öldürene kadar dövmek anlamına
gelmektedir) birbirleri ile yarışıyorlardı. Zaman geçtikçe mantıksızlıklar,
nefret ve kışkırtma daha tırmanıyor, bunlar tırmandıkça İsrail ordusunun
generalleri orduyu tam bir terör organizasyonuna çeviriyorlardı...
Bir müddet sonra yalnız olmadığımı fark ettim..Bizler
Allah'a inanıyoruz. Irk ayrımının dinde yeri olmadığını düşünüyoruz,
ırk üstünlüğüne inanmak puta inanmak gibidir ve puta tapmak din
dışıdır. Böyle bir puta tapanların saptıkları yol en sonunda kendilerini
ateşe götürecektir.8
Askerlerin Açıklamasından
Bir Bölüm
İşgal topraklarında görev yapan biz
komandolar ve erlere verilen emirler ve direktiflerin ülkemizi korumakla
veya ülkemizin güvenliği ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bunlar tamamen
Filistin halkı üzerindeki kontrolümüzü ölümsüz kılmak için verilen
emirlerdir. Bizler bu işgalin her iki taraf için de kanlı neticelere
sebep olduğunu gördük,
Bizler, bu ülkede büyürken öğrendiğimiz tüm değerlerin işgal altındaki
topraklarda görev yaparken verilen emirler ile çeliştiğini fark
ettik,
Bizler, işgali devam ettirmenin bedelinin İsrail ordusunun insani
değerlerini kaybetmesi ve İsrail toplumunun çöküntüye uğraması olduğunu
anladık,
Bizler, bu toprakların İsrail'e ait olmadığını ve yasa dışı yerleşim
yerlerinin en sonunda mutlaka boşaltılacağını biliyoruz,
Bizler, bu açıklama ile, yerleşimi sürdürme savaşına katılmayacağımızı
deklare ediyoruz,
Bizler, 1967'de belirlenen sınırların ötesinde savaşmayı, işgali,
insanları yurtlarından sürmeyi, onları açlığa mahkum edip aşağılamayı
reddediyoruz,
Bizler, bu görev dışında İsrail ordusunun vatanımızı savunmak için
bize vereceği herhangi bir görevi yerine getireceğimizi bildiriyoruz,
ancak işgali ve baskıyı devam ettirmenin bu misyonla hiçbir alakası
olmadığını biliyoruz ve bunun bir parçası olmayacağız.
İsrail askerlerinin işgal altındaki
topraklarda görev yapmayı reddetmesi Batı basınında da yankı
buldu. Pek çok gazete ve dergi İsrail askerlerinin bu çıkışına
yer verdi. The Nation dergisi, "Savaş Karşıtı Hareket İsrail'de
Büyüyor" başlığı ile bu gelişmeyi ele alırken, Houston Chronicle
gazetesi, bu askerlerden birinin sözlerini haberin başlığı
olarak verdi: "İsrail Askeri: Ahlakım İşgali Reddediyor."
Askerler seslerini duyurmak için
açtıkları internet sitesinde ise samimi Yahudilerin şiddetten
ve kinden sakınmaları gerektiği, çünkü Allah'ın bunları
yasakladığı üzerinde durmaktadırlar. |
BARIŞ
YANLISI YAHUDİLER VE MÜSLÜMANLAR EL ELE

İsrail'in Filistin topraklarında
açtığı kanunsuz yerleşim bölgeleri sadece Müslümanlar değil,
Hıristiyanlar ve Yahudiler tarafından da protesto edilmektedir.
Yukarıdaki gösteri de diğerleri gibi İsrail askerlerinin
şiddetli müdahalesi sonucunda dağıtılmıştır.
Sadece Filistinli
Müslümanlar değil, dünyanın dört bir yanındaki barış yanlısı
Yahudiler de İsrail Devleti'nin uygulamalarını eleştirmekte,
sık sık protesto gösterileri düzenlemektedirler.

|
 |
Ghada
Karmi: "Ben Filistinli bir Arabım. Kudüs'te doğdum.
Filistin benim ana yurdum. Ama oraya dönemiyorum."
Yer: İsrail Büyükelçiliği,
Londra, 1973 |
Ellen
Siegel: "Ben Amerikalı bir Yahudiyim. Amerika'da doğdum.
İsrail benim ana yurdum değil. Ama ben oraya dönebiliyorum."
Yer: İsrail Büyükelçiliği,
Londra, 1992 |
|
Müslümanın Yahudilere
Bakışı
İsrail'in Müslümanlara yönelik uyguladığı
teröre karşı, her Müslüman doğal ve meşru olarak tepki duyar. Ancak
her konuda olduğu gibi bu konuda da adaleti ayakta tutmak ve ön
yargılı davranmamak gerekmektedir. Her Müslüman, ateist Siyonist Yahudilere
karşı çıkarken, masum Yahudilere karşı zulüm yapılmasını, adaletsizce
davranılmasını da engellemekle yükümlüdür.
Her türlü ırkçılık gibi antisemitizm de İslam ahlakına aykırıdır.
Bir Müslüman din, ırk ve etnik köken ayrımı yapmaksızın, her türlü
soykırım, işkence ve zulme karşıdır. Müslüman ne Yahudilere, ne
de bir başka millete karşı gerçekleştirilen en ufak bir haksız saldırıyı
tasvip etmez, aksine telin eder. Kuran'da, yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar, insanlara zulmedenler, haksız yere cana kıyanlar lanetlenir.
Bu nedenle de ateist Siyonizme karşı duyulan haklı tepkinin, hiçbir zaman
bir tür 'Yahudi düşmanlığı' haline gelmemesi gereklidir.
Öte yandan antisemitizm gibi diğer ırkçılık örnekleri de (örneğin
zenci düşmanlığı vs. gibi) yine İlahi dinlerin dışındaki çeşitli
ideoloji ve batıl inanışlardan kaynaklanan sapkınlıklardır. Bunlar
Kuran ahlakına tamamen zıt bir düşünce ve toplum modeli savunmaktadırlar.
Antisemitizmin kökeninde nefret, şiddet ve acımasızlık hisleri vardır.
Oysa Kuran ahlakı, insanlara sevgi, şefkat ve merhameti öğretir.
Müslümanlara, düşmanları olan kimselere karşı dahi adil ve gerektiğinde
bağışlayıcı olmayı emreder. Bizlere Kuran'da bildirilen bir İlahi
hükme göre, "Kim bir nefsi, bir başka
nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur" (Maide Suresi,
32). Dolayısıyla tek bir masum insanın dahi katli, asla küçümsenemeyecek
bir suçtur.
Allah, Kuran'da insanların farklı
ırklardan yaratılmış olmalarının bir güzellik olduğunu bildirmiştir.
Ancak ateist Siyonizm gibi ırkçı ideolojiler farklı ırklardan,
dillerden ve dinlerden insanların birarada huzur içinde
yaşamalarına engel olmaktadır. |
Dünya üzerinde farklı ırkların ve milletlerin
bulunmasının amacı bir çatışma ve savaş değildir. Bu çeşitlilik
Allah'ın yaratışındaki bir güzellik, kültürel bir zenginliktir.
İnsanlar arasındaki fiziksel farklılıkların Allah Katında hiçbir
önemi yoktur. İman eden bir insan tek üstünlüğün takva ile, yani
Allah korkusu ve Allah'a imandaki üstünlükle olduğunu çok iyi bilir.
Allah Hucurat Suresi'nde bu gerçeği şu şekilde bildirir:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi
bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için
sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin
en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Kuran'da ırklar arasında en ufak bir
ayrım yapılmadığı gibi, farklı inançlardaki insanların da aynı toplum
yapısı altında barış ve huzur içinde yaşamaları teşvik edilir. Yine
Kuran'da bizlere öğretilen temel bir bakış açısı da, insanlar hakkında
belirli bir ırk, halk veya dinden oldukları için topluca hüküm vermemektir.
Her farklı insan topluluğunun içinde iyiler de kötüler de bulunur.
Kuran'da bu ayrıma dikkat çekilir. Örneğin Ehli Kitabın bir kısmının
Allah'a ve dine karşı isyankar oldukları anlatıldıktan sonra, bunun
istisnası da belirtilir ve şöyle denir:
Onların hepsi bir değildir. Kitap
Ehlinden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın
ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret
gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır
ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. Onlar
hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar.
Allah, muttakileri bilendir. (Al-i İmran Suresi, 113-115)
Sonuç olarak, Kuran'ın kıstaslarıyla
düşünen ve Allah'tan korkup-sakınan biz Müslümanların, Yahudilere
karşı, dinleri ve inançları nedeniyle bir husumet beslemeleri mümkün
değildir. Dolayısıyla Filistin-İsrail arasındaki çatışma incelenirken
de hep bu bakış açısı ile olaylar araştırılmış, Yahudi ulusu veya
Yahudi dini değil ırkçı ve kan dökücü bir devlet kurmaya ve sürdürmeye
yönelten ateist Siyonist ideoloji hedef alınmıştır.
2- http://www.linguafranca.com/9708/mahler.9708.html
3- Gideon Levy, Ha'aretz
Book Review, 3 Kasım 2000
4- Israel Shahak, Jewish
History, Jewish Religion and the Weight of Three Thousand Years,
AMEU, 1994, s. 5
5- Badouin Loos, An
Interview With Ilan Pappe, 29 Kasım 1999, www.msanews.mynet.net
6- The Nation, An Antiwar
Movement Grows in Israel,25 Şubat 2002
7- The Nation, An Antiwar
Movement Grows in Israel,25 Şubat 2002
8- http://lists.econ.utah.edu/pipermail/rad-green/2002-February/
003007.html
|